Röportaj
Hasan Anlaşan Bodrum Ticaret Odasının ilk üyelerinden…
Değerli Üyelerimiz,
28.11.2019 11:03

 20 yıl günde 3 paket sigara içmiş… Sonra bir kalp krizi geçirmiş. “İçersen ölürsün” demişler… Bırakmış… Torunlarını anlatırken gençleşiveriyor… Bodrum’un ilk gıda toptancılarından… İşte size kahkahalarıyla süslediği anıları…

27 Nisan 1936 Bodrum doğumluyum. Bodrum’da okudum. 10 kardeşiz. 2 oğlan 8 kız… Annem 98 yaşında, hala yaşıyor… Annem de babam da İstanköylü. Babam orada kunduracılık yaparmış. İlk 4 çocukları İstanköy’de doğmuş. 1935 yılının sonlarına doğru deprem olmuş, bütün dükkânlar yıkılmış. Çadırlarda kalmışlar hep. Ondan sonra da buraya göçmüşler…

İlkokulu bitirince babamı takip ederek işe başladım. 12 yaşındaydım o zaman… Sene 1943 gibi… Çıraklıktan yetiştik yani… Gıda ticareti yaptım… Şimdiki Migroslar gibi filan… Ona benzerdi. Migros’tan bile fazla malzeme vardı. Gıdanın yanı sıra çivi, zincir, halat, kırtasiye, boya, motor, radyo… Ne ararsan vardı anlayacağın. Bütün imkânlar vardı. Biz hem toptan hem de perakende satıyorduk.

Özellikle köy bakkallarına mal veriyorduk. Köy bakkallarına da mallarını develerle götürüyorduk. Araba yok tabi o zamanlar… Babam 1936 senesinde ilk içkili meyhaneyi açmış Bodrum’da. Birkaç sene devam etmiş ama netice alamayınca kapatıp market açmış. Ben çok küçük çocuğum tabi o zamanlar. Dükkânımız eski caminin karşısındaydı. Dayımın da marketi vardı. Tabi o zamanlar biz bakkal diyorduk. Dayımlar, çocukları filan hep beraber yürüt - tük bu işi. Dayım hastalanınca çocuklarına ve bize devretti. 2001’de artık küçülmüştük. Hırdavatı tamamen çıkarttık, sadece gıda kaldı. Meşrubat ve süt dağıtımına başladım. Otellerin ihtiyaçlarına yöneldik… 2001 de emekliye ayrıldım. Çocuklarım da devam etmek istemediler… Piyasada eskisi gibi değil artık.

Askerliğimin eğitim dönemi İskenderun’da geçti. Sonra İstanbul’a geldim. Heybeliada’da askerlik yaptım. 1956 da askere git - tim. 4 sene askerlik yaptım. 1965’te evlendim. Ben buldum hanımımı… Bizim orada düğün vardı. Orada gördüm onu. Kimlerden olduğunu öğrendim. Baktım ağabeyi benim arkadaşım. Oradan hallettik işi… 43 yıllık evlilik… Hanımımı hiç çalıştırmadım. 2 kızım, bir oğlum var… 5 de torunum var.

Bizim zamanımızda çok çalışırdık. Düşünsene vinç yok, ağır çuvalları sırtlarsın… Araba yok, köy bakkallarının mallarını develerle taşırsın… Boya yoktu o zamanlar. Ben boya işini öğrendim. Hammaddeyi getirip boya üretmeye başladım. Kahveyi evde kavururduk, değirmende çeker kahvelere dağıtırdık. Teknelere boya yapardık. Siparişimizi telgrafla verirdik. Sadece Antalya’dan mal gelirdi o zamanlar. Bu gün pirinci on liraya aldın diyelim… Üç gün sonra aldığına zam gelmiş, olmuş on buçuk lira. On liraya aldığını on buçuk yapamazsın.

Büyüklü, küçüklü 3000 tane müşterim vardı. Mal bize gelirdi, indirirlerdi dükkâna. İrsaliyesini keser, kaç para oldu diye sorarsın… Diyelim ki “100 lira tuttu” dedi. “Al bu kırk lirayı, gerisini bir daha gelişine” derdik. Aynı şekilde bizde köylere götür - düğümüzde malı, Bodrum’a geldiğimde veririm derdi adam… Senet, sepet yok. Sadece söz var… Çalıştığım kişilerden bir kişide de bir kuruş param kalmadı. Şimdi o ortam yok maalesef.

Hatırladığım kadarıyla 1983-1984 yıllarıydı, Bodrum’da ilk Tansaş açıldı. Sonra Migros… Zincir marketler açılıncaya kadar işler iyiydi. Toptancıların işi bitti. Kar marjımız kalmadı. Zincir marketlerle birlikte biz, işin hamallığını yapmaya başladık. Depolama gerekti. Masraflar arttı, rekabet edemedik…

Bizim çocukluk, gençlik yıllarımızda Bodrum bomboş olurdu. Erkekler hep süngere giderlerdi. Yaz boyunca hanımları gelir istediklerini alırlardı. Kocaları gelecek, süngerleri satıp, paraları alacaklar… Bize ödeme yapacaklar…

Annemin dayısı kaptandı. Bir tane tekne yaptık, onunla Fethiye’ye kadar, testi, tüp, şeker, elbiselik kumaş, ihtiyaçları nelerse onları götürürdük. Alışverişlerde para kullanılmazdı. Ne lazım, şeker, un… Ne tuttu, işte 3 lira, 5 lira. Senin neyin var… Buğday var… Aldığının karşılığı kadar buğday ver… Alır depoya koyarız, parayla satarız. Yaklaşık 10 sene kadar tekneyle böyle takas usulü çalıştık. Enflasyonda yoktu tabi. Bir ara enflasyona benzer bir şey olduydu… Pirinç üç torba, fasulye 4 torba… Başladı torbalar çoğalmaya… Ama neden… Hangi malı kaçtan aldıysan ona göre satıyorsun. Aynı pirinç, ama hepsi başka fiyata… Kar marjımızda % 10’du. Aldığımız fiyata göre hesabını yapıp, etiketi yapıştırıyorduk… Bu gün pirinci on liraya aldın diyelim… Üç gün sonra aldığına zam gelmiş, olmuş on buçuk lira. On liraya aldığını on buçuk yapamazsın. Zaman geliyordu, 4 değişik fiyata mal satıyorduk. 3 tane zabıta kontrol ederdi, bizim için korkulu rüyaydılar. Hiçbir şey yapmasa, ceza kesmese de çarşıda iki kişiye söylese benim işim biter… Düşünsene… Adın çıkarsa kimse sana güvenmez… İtibar kaybedersin. Allah’ıma şükürler olsun ki, oteller filan benim fa - turalarımı hiç kontrol etmezlerdi. İlk başlarda kontrol etmişler, ama bakmışlar ki, çalma çırpma yok… Faturalar doğru muhasebeye… Sabahın yedisinde giderdim işimin başına, gece birde ancak çıkardım. Ertesi güne bırakmazdım. Aynı tempo, devam… Ben çocukları görmedim ki… Kendi kendilerine büyüdüler. Hep anneleri baktı. Şimdi torunlarla çocuk zevkini tadıyorum.

20 sene boyunca Bodrum’da vergi rekortmeni oldum. Birinci ya da ikincilik hep bendeydi, birkaç kere üçüncü oldum. Bir kere de il bazında vergi rekortmeni oldum… Şilt vereceğinize bir kere de para verin dedim… Vergi Dairesi Müdürü bana gülerdi hep. “Senden büyük bir sürü işlet - me var, kimselere bırakmıyorsun rekortmenliğini” derdi bana…

Eskiden paramız pulumuz yoktu ama pirincimiz vardı, şekerimiz vardı. En önemlisi huzur vardı. Dürüstlük esastı bizde. Evim barkım var çok şükür. Onu da kooperatiften aldık, bankaya borçlandık filan… Kumbahçe mahallesinde Barış Sitesindeyiz…

Yaşam yok artık. Bana kalırsa dürüstlük, samimiyet, dostluk olmadan yaşamak olmaz… Bitmiş artık… Eskiden paramız pulumuz yoktu ama pirincimiz vardı, şe - kerimiz vardı. En önemlisi huzur vardı. Şimdi çarşıya iniyorsun, konuşacak kimse kalmamış. Dostluk kalmamış, arkadaşlık bitmiş… Varsa yoksa para…

1950’li senelerde Kumbahçe Mahallesi kiliseye kadar bize aitti. Yani Giritlilere… Gençler giremezdi. Bizim kızlara yan bakarlar filan. Olmaz öyle şey. Gece bekçilerini bile kontrol ederdik… Ne olur, ne olmaz… Ama yanlış anlama, büyükler dostluk, arkadaşlık ederlerdi. Ama gençler, kendi kızlarına bile bakamazlardı, çünkü onlar örtülüydü. Var mı öyle gelip bizim kızlara bakmak. Bizim mahallenin kızları da begonvil gibiydi. Darılmasınlar ama onların kızları da saksı… Ama benim hanımım bizim mahalleden değil… Ben bekledim, biraz geç evlendim ki görerek alayım diye…

Bodrum’lu gençler artık bizim gibi çalışmıyorlar. Kapasiteleri yok. Baba ekmeğine alışmışlar… Riske girmek, çalışmak onlar için azap sanki. Babalarda da suç var. Oturup konuşmuyorlar, sorumluluk vermiyorlar. Dürüstlük aşılamıyorlar… Çeti parası derler ya buralarda.

20 sene günde 3 paket sigara içtim. Son krizde “ya ölürsün, ya bırakırsın” dediler… Korktum tabi…

Röportajı gerçekleştiren: Ayşe Özer