Hüseyin Misoğlu
Bir zamanlar büyükşehirlerde pek kimsenin adını bile bilmediği, adını duyanların da evlerin, apartmanların zemin katıyla aynı adı taşıdığı için kendilerince espri konusu yaptıkları uzak sahil kasabası, günümüzde Dünya'nın tanıdığı gözde bir turizm diyarına dönüşmüşken, eski zamanların hikâyeleri unutulmaya yüz tutuyor…
İçinden Bodrum tarihi geçen bir hayat Dr. Hüseyin Misoğlu'nun hayatı…
Halikarnas Balıkçısı, Avram Galanti, Bodrum Hâkimi Mefaret Tüzün ve dinlemeye vaktimizin yetmediği daha niceleri…
Siz yabancı dil öğretmeninizin Halikarnas Balıkçısı olmasını istemez miydiniz?
Ya onu her tanıyanın kulaklarından gitmeyen ''Merhaba''sı ile selamlaşmayı…
Geçmiş zamanlar… Hatıralar…
Zihinlerin derinliklerinden çıkıp dile gelirken birer birer anılar, eski devirler geçip gidiyor gözlerimizin önünden…
Dr. Hüseyin Misoğlu'nun dedesi Osmanlı Döneminde Antalya'nın Kaş ilçesinin tam karşısında bulunan Meis Adası'ndan gelmiş. Osmanlı dönemindeki adıyla Megisti Adası'ndan yani. Meis Yunanca ''göz'' demekmiş. Kaş ilçesinin görüş mesafesinde küçük bir göz… Yunanistan'ın ülkemize en yakın 2. adası olan bu küçük adanın ismi sülalelerinin de lakabı olmuş zamanla. Aslında Meisliler denirmiş aileye de, insanların dili MİSLİLER diye söylemeye başlayınca, soyadları alınırken Meislioğlu yerine MİSOĞLU yazılmış.
Dr. Hüseyin Misoğlu'nun babası Ethem Bey posta müdürü imiş, Cumhuriyet ilanı öncesi henüz evli değilken, Yunan adalarında ve Ayvalık'ta görev yapmış daha sonra Bodrum'a gelmiş ve vefat edinceye kadar burada posta müdürlüğü yapmış.
İşte Mislilerden posta müdürü Ethem Bey ile Veliağalar sülalesinden Esma hanımın oğlu olarak 1921 yılında Bodrum'da dünyaya gelir Hüseyin Misoğlu. Eskiçeşme mahallesindedir evleri. İlkokula Cumhuriyet İlkokulu'nda başlar, Merkez Turgut Reis İlkokulu'nda ilköğretim eğitimini tamamlar.
Başarılı ve okumaya hevesli bir öğrencidir, eğitime önem veren babası da bu yüzden oğlunun tahsil hayatına devam etmesini ister. O dönemde Bodrum'da ilkokuldan başka okul olmadığından, ailece dışarıdaki seçenekler gözden geçirilir. Eğitime devam etmek konusunda maddi açıdan en uygun yer olarak Denizli vardır. Babası memur olduğundan masraflarda indirim hakkı da sağlanır Hüseyin Misoğlu'na. Bu şartlarda okumak için memleketi Bodrum'dan ayrılır ve o yıllardaki ulaşım şartlarında ailesinden günlerce mesafe uzaklıktaki bir şehirde okuyarak, Denizli Lisesi Fen Bölümünden mezun olur.
Ve Halikarnas Balıkçısı Cevat Şakir Kabaağaçlı…
Liseden mezun olduğu yıl, üniversiteye hazırlık döneminde babasının dostu olan Balıkçı'dan, önce Fransızca daha sonra da İngilizce dersleri alır. Dersler birer saatliktir. Cevat Şakir hareketli, neşeli, yerinde duramayan bir adamdır. Bir saatten fazla uzatmaz dersleri.
Çok hoşsohbet bir insandı, çok güzel bir ''MERHABA''sı vardı diyor Dr. Misoğlu değerli hocası için. Dost canlısı, insancıl sevgi dolu bir adamdır Balıkçı.
Kendisi gibi posta müdürü baba Ethem Misoğlu'da okumayı sevdiğinden Cevat Şakir'in aracılığıyla İstanbul'dan kitaplar en son çıkan mecmualar getirtilir.
Bu kısmı Dr. Misoğlu'nun cümleleri ile aktarıyorum;
''Cevat Şakir çok kültürlü, birkaç lisan bilen, resim yapan, türlü becerilere sahip bir insandı. Bodrum için çok güzel şeyler yaptı, kısıtlı imkânlara razı oldu, isteseydi çok daha başka yerlerde olabilirdi.''
İstiklal Mahkemesinin karanlık bir sürgün yeri olarak gördüğü Bodrum, Cevat Şakir'in hiçbir zaman vazgeçemediği aydınlık dünyası olmuş…
Anlıyoruz ki, karar mercilerinin, uzaktan verdikleri hükümler her devir kararın tam tersi sonuçlar doğurmakta…
Cevat Şakir denince ilk aklınıza gelen nedir diye soruyorum ''kahkahası'' diye cevap veriyor Dr. Hüseyin Misoğlu.
Kulaklardan gitmeyen keyif dolu, hayat dolu, davudi bir kahkaha…
Sizde duymayı isterdiniz değil mi?
Bodrum'u kimsenin tanımadığı uzak bir sahil kasabası olmaktan kurtaran, sürgün yerinin talihini değiştiren bu değerli adamla tanışmış olmayı hangi ''BODRUMLU'' istemez ki…
Gelelim tekrar eğitim hayatına… Hüseyin Misoğlu Denizli Lisesi fen bölümünden mezun olunca, tıp eğitimi almayı tercih eder. O devirde ülkedeki tek tıp fakültesi İstanbul Tıp Fakültesidir. Daha sonra bu okul Cerrahpaşa ve Çapa Tıp Fakültesi olarak ikiye ayrılır. Hüseyin Misoğlu bugünkü durumda Cerrahpaşa Tıp Fakültesine girer yani. O zaman için Leyli (yatılı) Tıp Talebe Yurtları vardır. Günümüzün burslu eğitimi gibi. Misoğlu'da bu şekilde okur ve 1946 yılında tıp eğitimini tamamlar. Bir süre pratisyen hekim olarak Ankara'nın kazalarında hükümet tabibi sıfatıyla mecburi hizmet yapar, askerlik falan derken Kırıkkale' de görev yaptığı dönemde Sevim Hanım'la evlenir. Sevim Hanım İstanbulludur, Kırıkkale'de ilkokul öğretmeni olarak görev yapmaktadır.
1950 yılında Bodrum'da hükümet tabipliği için kadro boşalır ve pratisyen hekim olarak ailesiyle birlikte memleketi Bodrum'a gelir. Eski Baraz Otel'in bulunduğu yerde o zamanlarda hükümet tabipliği vardır. Bir tansiyon aleti, bir steteskop imkânlar bu kadar… Ağır hastalar Milas'a, İzmir'e…
İlçede çok fazla sayılabilecek yer yok o vakitler. Hükümet tabipliği, onun yanında şehir kulübü, Şubaşıların lokantası… Saysan saysan bir elin parmaklarını geçmeyecek kadar az yer var söylenecek…
Mesai bittiği vakitlerde, acil hasta olmadığı zamanlarda Bodrum'da görevli memurlar, askerler kulüpte toplanır bezik ve briç oynardık diyor doktor; yapacak başka şey yokmuş ki... Zaten hepi topu 8-10 memur vardır ilçede o zamanlar, onlarda boş vakitlerinde şehir kulübünde bir araya gelirlermiş.
Bu arada Dr. Misoğlu' nun eşi Sevim Hanım ilkönce Kızılağaç Köyünde daha sonra Bodrum Merkez'de ilkokul öğretmenliği yapmaya başlar. Ve Hüseyin -Sevim Misoğlu çiftinin kızları Pelin 1951 yılında Bodrum'da dünyaya gelir.
Biraz önce bahsettiğimiz 8-10 devlet görevlisinden biri de ölümüyle o yıllarda Bodrum halkını büyük üzüntüye boğan, ölümünün ardından adına türkü bile yakılan Bodrum Hâkimi Mefaret Tüzün'dür. Hâkim Hanımdan söz açılınca hüzünleniyor doktor bey. Çok iyi bir arkadaşımızdı, ölümüne hepimiz çok üzüldük diyor.
Bodrum'da görev yaptıkları dönemde, otopsi gerektiren durumlarda Dr. Misoğlu, Hâkim Hanım ve ilgili görevliler hep birlikte giderler keşiflere. Yine böyle bir durumda hep beraber Mumcular tarafında bir köye otopsi için gidiyorlar ve orada Mefaret Hanım Dr. Hüseyin Misoğlu'ndan bir ricada bulunuyor. ''Bir gün benim otopsim gerekirse lütfen siz yapmayın'' diyor kendisine… Doktor bey bu lafı o anda Hâkim Hanım'ın kısa süre sonra intihar ederek hayatına son vereceğiyle ilişkilendiremiyor ama ne yazık ki bu sözün üzerinden çok süre geçmeden o üzücü olay gerçekleşiyor ve elbette Dr. Misoğlu, Mefaret Hanımın ricasını yerine getirerek otopside bulunmuyor…
Sekiz yıl hükümet tabibi olarak görev yaptığı süre zarfında bir dönem kaymakam vekilliği de yapan Hüseyin Misoğlu doğma büyüme Bodrumlu olarak Dr. Ekrem Uslu'dan sonra ikinci doktor oluyor Bodrum'da.
Bu arada Bodrumlu olan Yahudi asıllı Türk eğitimci ve siyaset adamı Avram Galanti'nin oğlu Santo ile çocukluklarından beri çok iyi arkadaş oluyorlar. Santo ile aralarında bir iki yaş var. O da doktor oluyor ve Amerika'ya gidiyor, Misoğlu'nu da çağırıyor Amerika'ya. Fakat zamanın şartlarında, aile izin vermiyor Hüseyin Bey'in Amerika gibi uzak ve bilinmez bir diyara gitmesine.
Bazen görev, bazen gezi amaçlı Kos'a gidip gelmeler, keyifli içki sofraları, mis kokulu mandalina bahçelerinde hatıralarda kalan muhabbet dolu, hoş zamanlar…
Dr. Misoğlu bu dönemde babasıyla birlikte mandalina işiyle de ilgileniyor, ayrıca babası adına bir cip alıp Bodrum'da araç sahibi sayılı insanlardan biri de oluyor.
Doğru düzgün yol yok, araç yok diye anlatılan günlerde, iyi kötü bulunan bir arabanın, yolda giderken delinen deposunun incir yapıştırılarak yamandığı tehlikeli seyahatlerde oluyor kimi zaman…
Bugün sağlık ocağı olan Bodrum'un ilk devlet hastanesi de Dr. Hüseyin Misoğlu zamanında yapılıyor. Fakat ameliyathane yapılmasına rağmen, uzman atanmadığından tam olarak faaliyet gösteremiyor hastane…
Bodrum'da sekiz sene görev yaptıktan sonra Aydın'a tayini çıkıyor ve bir süre burada doğum evinde görev yapıyor, oradan da uzmanlığını tamamlayacağı İstanbul Şişli Çocuk Hastanesine geçiyor. Ve o yıllardaki adıyla nisaiye (kadın hastalıkları ve doğum bilimi) alanında uzman doktor oluyor.
İstanbul'da nisaiye alanında ihtisas yaptığı sıralarda, 1960 yılında, oğlu Tuğrul dünyaya geliyor. İhtilal zamanı, hayatın olağan akışının durduğu o zor günlerde.
İhtisas bitince Aydın Doğumevi'ne uzman doktor olarak atanır doktor bey ve yıllarca çalıştıktan sonra en son görev yeri olan Manisa'da emekli olur.
Çocuklar büyürler, her ikisi de iyi bir eğitim alır fakat yüksek öğrenim tercihlerini tıp okumaktan yana yapmazlar. Büyürlerken gece, gündüz, hafta sonu demeden sürekli vazife başında olan doktor babalarının, onu kendilerinden uzakta bırakan çalışma saatleri, çocukların mesleki tercihini etkiler. Kızı Pelin mimar olur, oğlu Tuğrul makine mühendisi…
Çocuklar evlenir, aileye torunlarda dâhil olur. Torununun çocuğunu görme şansına da sahip olur Hüseyin - Sevim Misoğlu çifti. Kızları Pelin'in Selin adında bir torunu olmuştur. Röportajımız sırasında zaman zaman bize eşlik eden Tuğrul Bey'in de Sarp ve Mehmet adında iki oğlu vardır. Hatta söyleşi sırasında Sarp'ta dedesinin yanına geldi, hep beraber Dr. Misoğlu'nu dinledik…
Geçmişteki Bodrum mu, bugünkü Bodrum mu diye sorduğumda tercihini bugünkü Bodrumdan yana kullanıyor doktorumuz…
Dergi için sohbet ettiğimiz insanlar içinde ''Ahhh nerede o eski Bodrum'' demeyen sayılı insanlardan olduğundan bunu özellikle yazmak istedim.
Eskiden imkânları kısıtlı, güzel bir köydü diyor Bodrum için ve ardından günümüz Bodrum'unun imkânlarının güzelliğinden bahsediyor keyifle…
Dr. Hüseyin Misoğlu için emekli olduktan sonra yaşam kışları İzmir'de, yazları Bodrum'da devam ediyor… Dört sene önce Bitez'de Meis Apart Oteli faaliyete geçirmişler ailecek. Çocuklar asıl işlerinin yanında turizmle de ilgileniyor yani.
Büyük şehirlere gidilse de okul için ya da iş için; bir şekilde Bodrum geri çağırıyor uzaktakileri…
Daha sohbete başlarken kurduğu ilk cümlelerden anlıyorsunuz Dr. Hüseyin Misoğlu'nun espri anlayışı kuvvetli biri olduğunu, hayata keyifle baktığını… Gülümseyen, gülümseten cümleleriyle akıp gidiyor söyleşimiz...
Kendisine bize zaman ayırdığı için teşekkür ederken, mandalina zamanı tekrar bir araya gelmek için sözleşiyoruz…
Devirler değişiyor…
Mandalina, incir, zeytin, tütün, halılar, yağhaneler, incir depoları, mis kokulu bahçeler zamana karışıp kaybolmuş…
Tozlu köy yolları yok artık, araçlar parmakla sayılmıyor…
Eğitim ve sağlık bir insanın hayatında en önemli iki unsur…
Fakat daha iyi eğitim ve daha iyi sağlık hizmeti almak için hala büyük şehirlere gidiliyor…
Bir devir bunlarda değişecektir elbet…
Zaman hızla akıyor, insanlar, mekânlar gelip geçiyor…
Geçmiş tamamen unutulup gitmesin diye, anıların bir ucundan yakalamaya çalışıyoruz…
Elbette eksikler olacaktır …
Kısıtlı zaman ve sayfalarda yakaladığımız kadarının tadını çıkarmakta güzel…
Aslında en güzeli söyleşiler vasıtasıyla bu güzel insanlarla bir araya gelmek ve yaşanmışlıkları dinleyerek hayata bakış açınızı genişletmek…
Keyfiniz bol olsun, hayatınız güzel anılarla dolsun…
Röportajı gerçekleştiren : Özgür Bilsel