KALBİYLE GÖREN CENGİZ KAPTAN

Hayata çok erken atıldı Cengiz ORÇUN, nam-ı diğer “Cengiz Kaptan”… İlk evliliğini de 21 yaşında yaptı. Elinden müzisyenlik de geliyordu; balıkçılık, tekstil işi ve kaptanlık da… An geldi, görme duyusunu yitirdi ancak asla küsmedi hayata hatta her zamankinden çok daha mutlu yaşadı. Ve muazzam bir başarı öyküsünün kahramanı olarak attığı her adım, altın değerinde izler bıraktı Bodrum'da ve dünyada… Bırakmaya da devam ediyor…

 

Dünyayı genç yaşta, lise yıllarında gezmiş görmüş Kaptan Cengiz. Doğma büyüme İstanbullu ancak hayatının büyük bölümünü 40 yıla yakın yaşadığı Bodrum'a adayan bir Bodrum sevdalısı o… İlk 1977'de gelmiş Bodrum'a. Bir daha da ayrılmamış asla. Hem yerli halkın gönlünde taht kurmuş hem Zeki Müren'den Güzin Özipeklere kadar Bodrum sevdalısı pek çok değerli sanatçının dostluğunu kazanmış. Tekstil işi bir yana balıkçılıktan, dalgıçlıktan, kaptanlığa kadar pek çok marifeti var ünlü kaptanın. Üstüne üstlük küçük yaşlardan bu yana çaldığı gitarını da, 20'li yaşlarındayken İstanbul'da dalış sırasında yediği vurgun sonucu görme kaybı yaşamış olmasına rağmen elinden hiç bırakmamış. Bodrum'un güzelliklerini gözleriyle hiç göremese de, sözde görenlerden çok daha net hissetmiş ve bu güzellikleri korumak uğruna Bodrumlu dostlarıyla hep kafa yormuş. 30'a yakın Bodrumlu kaptan yetiştirmiş, günümüzde de zaman zaman öğrencilere denizciliğin inceliklerini anlatarak deneyimlerini paylaşıyor, onlara yol gösteriyor.

 

Bodrum ile tanışmadan önce nerede yaşadınız ve nelerle meşguldünüz?

İstanbul, Beşiktaşlıyım. Orada doğdum. Teşvikiye yokuşunda, yukarısı Maçka, Nişantaşı, Osmanbey, Beyoğlu, aşağısı Beşiktaş'tı. Yani yukarıya giderken temiz pak giyinip kravat bağlayıp çıkardık. Aşağı inerken de balıkçı olurduk. Tabi deniz aşağıda olduğundan deniz çekti bizi. Hayrettin iskelesi vardır biliyorsunuz Beşiktaş'ta. Barbaros Bulvarı, Kaymakamlık… Oralarda geçiyordu günümüz. Çırağan Sarayı yüzme yerimizdi. Boğaz çocuğuydum, oralarda büyüdüm. Balıkçılık yaptım, balıkçılık zaten hayatımın da bir parçasıydı. Avrupa'ya çıkıp gezdim bir sene liseden sonra. O zamanlar adetti. Üniversiteye girmeden önce adam olmak için, dünya görüşü sahibi olmak için bir sene gezerdin, yurt dışına çıkardın. Daha sonra tabi orada bir evlilik hayatım da oldu. Tekstilcilik yaptım. Deri işleri yaptım, 24 yaşındayken İstanbul'da kaza geçirip gözlerimi kaybettikten sonra. Başka bir şeyler de yapmam lazımdı ve müzik yaptım. Müzisyenim aynı zamanda. 14 yaşında başlamıştım gitar çalmaya ve onu da hep devam ettirdim.

 

Bodrum'a ne zaman geldiniz ve yerleşmeye karar verdiniz?

Bodrum'a da 1977 yılında geldim. 30'lu yaşlarımın başındaydım. Ondan sonra da hep burada kaldım. Buraya resmen kaçtım diyebilirim. İstanbul'dan insanlar zaten hep kaçarak gelirlerdi buraya. Tek müşterek yanları oydu. Niye? Kimisi karısından kocasından kaçar gelir kimisi trafikten kaçar gelir, büyükşehir stresinden kaçar gelir. Ben de yeni bir yaşam kurmak için geldim. Tabi o zamanki Bodrum böyle bir Bodrum değildi. Çok farklıydı. Ufak bir süngerci kasabasıydı. Yerlinin dışındaki dışarlıklı yabancı yani İstanbul'dan Ankara'dan İzmir'den gelen o zamanlarda 50 – 60 kişiydik. O da sanatçı çevresi yani Zeki Müren de dahil Lale Oraloğlu, Güzin Özipek gibi tiyatro sanatçıları… Hep beraberdik onlarla. Burada müzik yapmadığım yer kalmadı aşağı yukarı her yerde yaptım. Lale Oraloğlu'nun barında, Güzin Özipek'in yerinde. Lale Oraloğlu'nun tam bu limanda Dam diye bir kafe-barı vardı üst katta. Güzin Özipek'in de Ağı diye bir mekanı vardı o zamanlarda Marina tarafında şimdi restoran oldu.

Deniz hayatımız hep vardı. İstanbul'da balıkçılık yaptım önceleri. Sürat motoru, tekne, yat, kullanırdım. Babamın da tekneleri vardı onları da kullanıyordum. Sonra buraya, Bodrum'a gelince ve denizden uzak yaşayamayıncada günün birinde denk getirdik bir tekne aldık. 12 metreydi. Adı Aganta'ydı ilk teknemin. Onunla 8 – 10 sene çalıştım buralarda, günlük gezi yaptım. 30 kişilikti her gün denize çıkıyorduk eğlenceliydi. Sonra onu sattım daha büyük bir tekne aldım 20 metre kadar. Günlük tur ile birlikte sonra bir ara charter yaptım, bildiğimiz mavi tur. Sonra şimdiki teknemi aldım Baküs. O da 11 metrelik ufak bir tekne. O tekneyle 25 senedir hala geziyorum. Sulardayım yani. 1984'ten beri Bodrum'da kaptanlık yapıyorum. Ticaret odasına kaydım da aynı tarih.

 

Birçok kaptan yetiştirdiğiniz söyleniyor Bodrum'da. Bunu nasıl başardınız?

Tabi ben görmediğim için e tabi yanıma bir yardımcı almak lazımdı. Bir çocuk buluyordum, genç, denizi seven, denize gönül vermiş birisini. Yardımcı olarak yanıma geliyor benlen beraber. Tersaneden başlıyorum öğretmeye daha… Burası sintinedir, burası karinadır filan diye teknenin altından boyaydı vernikti motordu makineydi falan filan ona hem uygulamalı öğretip hem de bir yandan kitapla çalıştırıp adamı yaz başında imtihana sokuyordum. Giriyor ehliyetini alıyor ve o sene de benle beraber çalışıyor, bana yardım ediyor, birlikte denize çıkıyorduk.

 

Hiç Bodrum'da dalış yaptınız mı? Kazadan önce ve sonrasında…

Kazadan sonra yaptım. Tabi görmeden de dalıyorum. Bodrum'da şu ana kadar dalınacak her yere daldım buradaki dalgıç arkadaşlarla.

 

“Özgürlüktür suyun altında olmak, bağımsızlıktır… Bu çok güzel bir şey… Ve tabi yalnızlık… Evet, yalnızlık ama yalnızlık, çoğu zaman da güzel bir duygudur…”

 

Dalış yaparken suyun altında kendinizi nasıl hissediyorsunuz?

Özgürlük. Suyun altında olmak demek bağımsızlık demektir. Bu da çok güzel bir şey… Ve yalnızlık… Evet, yalnızlık ama yalnızlık çoğu zaman da güzel bir duygudur. Orada yalnızsın. Bilgin becerin marifetinle her şeyinle ne yapacaksan yapacaksın. Tabi sebepsiz dalmıyorum. Eskiden balık vurmak için dalardık tabi şimdi görmeyince balık vurmaya dalmıyoruz ama iş yapmaya, çapaları ayıklamaya, tekne altı temizlemeye, pervaneyi değiştirmeye dalıyoruz.

 

Eski Bodrum nasıldı sizce?

Eskiden liman içinde yüzerdik. O kadar temizdi. Eski Bodrum'da kapılar kapanmazdı, güvenliydi. Herkesin kapısı açık durur, bazen örtülürdü böyle kurdele bağlarlardı ki evde yokum demek anlamına gelirdi. Hırsızlık yoktu herkes güler yüzlüydü, iyiydi, sevecendi. Büyük oteller filan da olmadığı için insanlar ev pansiyonlarında kalırdı. Adam kendi yatağını verir, gider mutfakta ya da damda yatardı.

 

Hiç unutamadığınız denizcilikle ilgili bir anınız var mı?

Mesela güzel bir anı, 20 sene evvelinde bir grup götürdüm Amerikalı bir kadındı 60 yaşlarında vardı. Bir Kanadalı gazeteci, bir Amerikalı hostes kız, bir İspanyol stajyer arkeolog genç kız. Onlarla iki gün denize çıktık. Kadın dalmak istedi. Yassıtaş'ı aradı, Yassıtaş batığını yani. Onu bulduk, nereyi kastettiğini anladık. Karaincir'de vardı Yassıtaş. Oraya gittik daldık tabi güzel yemekler de yaptık. Balıklar, karidesler, kalamarlar yaptık. İyi bir gruptu…

 

Bu arada yemek de yapıyorsunuz?

Tabi tabi. Kaptan olup da yemek yapmayan olmaz. Kısacası eğlenceli ve güzel bir tur geçti. Bu Kanadalı gazeteci bana bir gazete kupürü gönderdi. Yazı yazmış. Dedi ki ben savaş muhabiriyim. Dünyada gezmediğim ülke kalmadı ama Türkiye'yi Midnight Express'ten tanıyorum. O nedenle çok korkuyordum buraya gelirken dedi ama tabi öyle olmadığını görünce Türkiye hakkında çok güzel bir yazı yazmış; doğa, tabiat, arkeoloji, denizin altı, yemekler, insanların misafirperverlikleri…  Yani bir milyon dolar versen öyle bir yazı yazdıramazsın oralarda, o çağda, o devirde. Onu da kesmiş bana göndermiş, saklıyorum ben de. Aradan 20 sene geçti.

 

Zeki Müren ile ya da diğer Bodrum'a gönül vermiş ünlülerle olan anılarınızdan da bahseder misiniz?

Mesela Zeki Müren ile bir anımı hatırlatayım. Zeki Müren, Raşit'in kahvede oturur hep. Bardakçı koyuna giderdi, orada yüzerdi. Tekneyle biz dönerken de bütün yolcular Zeki Müren'i görmek isterlerdi. Tam oradan geçerken 'Paşa Paşa çok yaşa' derlerdi o da el sallardı.

Bir gün bir yaşlı kadın geldi yanıma bir ninemiz. Pazarda karşılaştık sanırım, Bodrumlu bir köylü kadın. Bana dedi ki 'çok sıkıntıdayım, dardayım torunum hasta.' Elinde de bir bürümcük var. Böyle sandıktan çeyizden çıkma antika ipek bir bürümcük. 'Bunu satmak istiyorum evladım ama kime vereyim, bu kıymetli bir şey.'dedi. Aldım elinden hemen Zeki Müren'e gittim. Dedim ki bak üstat böyle bir şey var. Vay dedi, harika. Ne kadar güzel bir şey dedi. Bu ipek, çok eski bu dedi. Kenarları kol ağızları işlemeli ve daha yakası oyulmamış. Bunun yakasını açtırıp işleme yaptırmak lazım dedi. Bir nine var dedim burada onun da ihtiyacı varmış. Yabana gitmesin dedim. 'Ay çok iyi ettin' dedi. Çok sevindi bu işe. Bir çek yazdı hem de sağlam bir çek. Ve o elbiseyi de aldı koleksiyonuna koydu.

 

Yarımada 12 ay dalış için uygun mu sizce? Sualtı zenginlikleri hakkında ne düşünüyorsunuz?

Uygun elbet. Mesela ben kafamda bir proje geliştirdim ama onu uygulamaya sokmadım. Ticaret Odası, Deniz Ticaret Odası, Liman İşletmeleri, Belediye, kale, enstitü, arkeoloji gibi bunların hepsinin girmesi lazımdı… Liman bir temizlik istiyor çünkü… Liman temizlendiği zaman da mesela liman temizliği konusunda Avrupa birliği projesi var. Çok çamur var limanda. Kışın yağan yağmurlar dağdan çamur indiriyor aşağıya tortu şeklinde. O tortular kalıyor aşağıda ve her şeyi örtüyor suyun altında binlerce senedir. Limanda sıkı bir temizlik yapılırsa o limanın çamuru emilip dışarıya alınıp çamur İtalya'ya ya da Japonya'ya seramik çamuru olarak preslenip kurutulup masraflar çıksın diye satılabilir. Çamur çok değerli, özellikle buradaki çünkü sanayi atığı yok bu bölgede. Organik atıklar karışıyordur ancak onlar sorun değil. Dağdan gelen kumlu mil yani… Sonra çıkan antikalar tasnif edilip bu sualtı dalgıçlarına bir iş alanı oluşur kış aylarında.  Mesela parsellenir liman. Oraya bir dalgıç ekibi kalenin nezaretinde gidip dipteki antika parçalar toplanır. Çok değerliler kaleye gider. Değersizlerin yerleri markalanıp limanın gökyüzünden uydu fotoğrafı çekilir ve parseller de belli olur. Sonra Bodrum'un limanı dışında bir Bodrum limanı yapılır. Antik Bodrum limanı… Orada bu bulundu, burada şu bulundu diye dalgıçlar için de bir sualtı parkı haline getirilebilir orası. İnsanlar bu limanda değil de limanın dışında bir başka limanda dalış yaparlar rahatça. Gidip onu reefe ya da Kurtburnu'nun olduğu yere dalgıçların daldığı Karaada'nın bir yerine atılır, yer tespit edilir, oraya bir park yapılır. Sonra Haremtan'dan iki tane sirkülasyon kanalı açılıp -Mendirek'in altında vardı eskiden kapandı- oraya bir sirkülasyon kanalı açıp liman temizlenebilir. Böylece devridaim sağlanabilir. Kısacası Bodrum Limanı'nı koruma altına almak için bir projeydi.

 

“Ben üniversite okumadım ama ben kitap çok okurdum gençliğimde. Gözlerimi kaybedene kadar aşağı yukarı üç bin kitap okudum. Okumayı çok severdim.”

 

Sürekli hayatın içindesiniz. Hatta birçok gençten çok daha yaşam dolu olduğunuzu görüyoruz. Hayat enerjinizi neye borçlusunuz? Yaşadığınız görme kaybı hayatınızı nasıl etkiledi?

Kazadan sonra tabi birçok şeyi artık görmeden yapmaya başlıyorsunuz, kolay değildi elbet ama bu biraz da insanın yapısıyla ilgili. Hayata her zaman pozitif baktım ve mücadele ettim. Çocukluğumda da şanslıydım çünkü iyi bir eğitim almıştım. Ben üniversite tahsilini eğitim olarak görmüyorum. Benim kızım şimdi Kıbrıs Amerikan'da okuyor. Ben üniversite okumadım ama ben kitap çok okurdum gençliğimde. Gözlerimi kaybedene kadar aşağı yukarı üç bin kitap okudum. Okumayı çok severdim. Kendimi geliştirdim yani okulda tahsil gibi değil de. Mesela tarih çalışacaksam bile o konuyla ilgili en az 15 tane kitap okurdum. Tabi 40 yıldır görmediğimi sayarsak bu yaşıma kadar uzun bir süre kitap okuma şansını bulamadım. Seni yakalayacağım da sen bir kitap okuyacaksın. Yüksek sesle oku da ben de dinleyeyim diyeceğim. 40 yılda 40 kitap okumuşumdur yani ancak. Ama şu son 3 senedir 2 bin kitabı bitirdim. Nasıl bitirdim? Boğaziçi Üniversitesi'nin Görme Engelliler Teknoloji ve Eğitim Laboratuvarı (GETEM) diye bir sesli kitaplığı var. Gönüllüler okuyor kitapları. Ben de flaş belleğime kaydedip bilgisayarımdan açıp dinliyorum ve bu sayede yeniden çok sayıda kitabı okuma şansım oldu. Teşekkür ederim.

http://www.bodto.org.tr/ sitesinden 16.07.2018 tarihinde yazdırılmıştır.