MÜZEYYEN SENAR
MÜZEYYEN SENAR
Daima güler yüzlü, sesi gibi yaşamda da duruşu güçlü bir kadın…
Devlet Sanatçısı, Cumhuriyet'in Divası…


Cumhuriyet'in Divası Müzeyyen Senar / Türk Musikisinin 75 Yıllık Hikâyesi
Kitabını yazan Radi Dikici'nin sözleriyle Müzeyyen Senar.
“Tılsımını adının harflerinde taşıyan bir imge... Dudaklarının arasından dökülen tek notayla milyonların yüreğini titreten eşsiz bir ses... Gözlerinin ışığıyla bulunduğu ortamın aurasını değiştiren bir eda... Seslerin ve ezgilerin büyüleyici dünyasına adanmış bir yaşamın öznesi... Sözcüklere sığmaz bir kadın... İhtişamlı bir geleneğin klasiklerinden, günümüzün gönül okşayan fantezilerine uzanan musikimizin doruktaki değerlerini en özgün ve özenli biçimiyle geniş halk kitlelerine benimseten yüksek icranın eşsiz bir örneği... Müzeyyen Senar! “


8 Şubat 2015 tarihinde 97 yaşında İzmir'de tedavi gördüğü hastanede aramızdan ayrılan Sanatçımız Müzeyyen Senar'ın Bodrum'da yaşadığı günleri kızı Feraye Işıl'a ve bu dönemde yakınında bulunan Bodrumlu manevi torunu Arif Tombul'a sorduk.
Feraye Işıl'la söyleşimizi Odamızda gerçekleştirdik. Annesi gibi parlak ve gülen gözleriyle sorularımızı içtenlikle yanıtladı, anılarını Bodrum Mavi okurları için paylaştı.
Atatürk'le ilgili anıları var mıydı? Anlatır mıydı?
Annemin anılarını Yazar Radi Dikici'nin yazdığı Cumhuriyet'in Divası kitabında detaylı olarak var fakat Bursadaki Merinos Yün Fabrikasının açılışında Atatürk ile dans ettiğini biliyorum. Yaşı da küçük olduğu için dans etmeyi pek becerememiş. Atatürk anlamış dans bilmediğini fazla uzatmamış dansı.
Açılışta dans ederken fotoğrafları çekilmiş, fotoğrafları çok araştırdık. Hatta Anıtkabir arşivlerine kadar baktık. Fakat bulamadık o dans fotoğrafını. Belki Merinos Fabrikası ile ilgili bir arşivde çıkar…
Müzeyyen Senar'ın ev halini merak ediyoruz… Mesela evde şarkı dinler miydi, söyler miydi?
Söylemezdi… Annem bahsettiğine göre her sabah kafasında bir şarkıyla uyanırdı, o derdi ki bu sabah kafamda bu şarkıyla uyandım ve o şarkı tüm gün kafasında dönerdi. Fakat şarkı söylemek bir yana evde radyo bile açılmazdı, müzik seti de yoktu.
Annemin sanatçılık kibri yoktu… Zaten işinden dolayı çok evde olmazdı, olduğunda da ev işleri ile kendi ilgilenirdi. Mütevazi bir kadındı… Köpekleri, hayvanları çok severdi hep hayvanı vardı ve sokaktaki hayvanları da beslerdi.
Annenizin en fazla keyif aldığı, onu mutlu eden şey neydi?
Deniz… Senelerce teknesinde yaşadı… Kışın bile denize girerdi, bir de teknesi vardı. Kendi de bilirdi tekne kullanmayı; sobası vardı teknede, kışın da denize açıldığı olurdu. Adı “Malikâne” idi teknenin. Teknesi en sevdiği renk olan pembeydi… Çok severdi pembeyi…
Savaş çıksa, 6 ay denizde kalmış olsa aç kalmazdı, teknesinde yok yoktu… Gittiğim yerlerde beni sahneye çıkarırlarsa diye teknesinde hazır kostümü ve peruğu bile vardı.
Yılbaşında bir gece yarısı Urla'da bizim haberimiz yokken denize girmişti. Biz içerdeyken baktık denizden çıkmış geliyor.
Korkusuz bir kadınmış o zaman, deniz çünkü korkutur. Meydan okumayı seven bir kadındı diyebilir miyiz?
“Denizsiz yaşayamam” derdi. Korkmazdı evet… Sesi gibi duruşu da güçlüydü. Sahne hayatı zordur. Annem ailesini geçindirmek ve çocuklarını büyütmek için sahnelerde müziğini icra etmiş ve bir kadın olarak ortamın zor şartlarıyla mücadele etmiştir.
Peki anneniz nasıl bulurdu Bodrum'u, zamanını nasıl geçirirdi?
Annemde benim gibi Yokuşbaşı'ndan ev aldı, fakat çok adapte olamadı. O İzmir'de yaşıyordu, oradaydı arkadaşları, çevresi. Benim buradaki evimdeyken mutluydu çünkü komşularım çok iyi. O daha çok tekneyi ve denizi seviyordu bu nedenle Bodrum'a geliyordu. Poyraz'ın önünü çok severdi mesela, “Ütülü denize götürün beni…” derdi. Sakin denize ütülü deniz derdi.
Bodrum'da yaşadığı dönemde Sezen Aksu, Müjdat Gezen, Sibel Can ve Tarkan ellerini hiç annemin üzerinden çekmediler. Hem telefonla sağlığını sordular hem de evimize sık sık ziyarete geldiler. Tarkan hep “ annem gibi “ derdi. Bunlar vefalı dostlar, kendilerine teşekkür ediyorum.
Herkes onlar gibi vefalı değil maalesef… Ölümünden sonra bazı kişiler basına çıkıp anneme gelenlerin ziyaretlerini engellediğimi söylemişler. Bunlar gerçekle ilgisi olmayan talihsiz beyanatlar. Ben niye böyle bir şey yapayım ki? Mümkün değil. Annem halka malolmuş bir sanatçıdır. Bu sözleri söyleyenler bırakın hastalığı döneminde gelmeyi, bir telefon açıp ailemize başsağlığı bile dilemediler.
Kendiyle ne kadar ilgiliydi?
Hamamsız yaşayamazdı. Bodrum'da da her hafta giderdi hamama ve ben böyle hamam görmedim derdi, saatlerce kalırdı. İzmir'de de Urla'da bir hamama giderdi hatta Gönül Yazar'ın annesi ile beraber giderlerdi.

O halde Müzeyyen Senar suyu çok seven bir kadındı diyebiliriz. Bu yönlerini öğrenmek ne güzel. Peki, çiçeklerle nasıldı arası? Doğayla?
Çiçekleri ve doğayı çok severdi, beyaz çiçekleri çok severdi. Sümbül teber en sevdiği çiçektir mesela. Güzel kokuludur.Sahnesini sümbül teber ile donattırırdı. İzmir de fuarda çalışırken hep ondan isterdi.
O zaman Müzeyyen Senar'ın sahnesi Sümbül kokardı diyebiliriz… Annenizi hatırlatan,bağdaşmış şeyler var mı?
Pembe görünce annem geliyor aklıma! Teknesi bile pembeydi… Düşünsenize pembe bir tekne denizde! Kullanmayı da bilirdi, gerekirse halatları bağlamayı da bilirdi.
Bodrum Belediyesi Halkla İlişkiler Bölümünde rahmetli Halil İbrahim Demirkıran vardı. Bodrum Kalesinde onun öncülük ettiği 1 Eylül Dünya Barış Günü Konserleri düzenlenirdi. Annemde bu konserlerde şarkılar söyledi. Halil İbrahim'i de rahmetle anıyorum.
Bir röportajında şöyle demiş “Ben bir kez âşık oldum aslında, o da Suudi Arabistan sefiri Tevfik Hamza idi. Evlendik, sefire oldum. Ama şarkıcı olduğum için hükümeti istemedi, bizi ayırdı. O gerçekten adam gibi adamdı. Hayatımda ilk kez bir erkeğin omuzlarımdan bütün yükü alarak beni sevebileceğini onda gördüm”
Evet, tıpkı Romeo ve Juliet'gibi… Romeo ve Juliet kavuşsalardı böyle unutulmaz bir öykü olur muydu.? Onlar gibi annem ve sefir birbirlerini sevmişler ve ayrılmak zorunda kalmışlar…
Peki siz neden Bodrum'da yaşamayı seçtiniz?
Beni Bodrum'da insanlık çekti. İnsanların samimiyeti, bağlılığı, dayanışması çekti. Bir günde karar verdim taşınmaya, 28 sene önce geldim. Bir de Bodrumluların bir huyu vardır, önce insanı tartar, biçer sonra kalbinde yer edince de hep arar ve sorarlar, bu çok güzel bir şey…
Bazı insanlar büyük şehirlerden gelip kendilerini buranın kralı sanıyorlar… Buna çok kızıyorum!
Geçen gün bir fotoğrafçı dükkânının vitrininde annem için anma mesajı gördüm, çok hoşuma gitti, Annemin fotoğrafı vitrine konmuş ve üzerinde “Bodrum sizi unutmayacak” yazıyor…Böyle duyarlı insanlar da var Bodrum'da. Burada yaşamayı seviyorum…
Tesadüf işte Feraye Hanım da bugün pembe giyinmiş. Dedik “Annenizin en sevdiği renkte giyinmişsiniz…”. Gülümsüyor… Sonra birkaç kare fotoğrafını çekip vedalaştık Feraye hanımla, onu tanımaktan mutluluk duyduk… Yine dilimize takılan bir şarkı “Benzemez kimse sana…”.

Müzeyyen Senar'ı manevi torunu Arif Tombul'dan dinlemeye devam ediyoruz.
2006 yılında sağlığı nasıldı?
Bodrum Belediyesi tarafından düzenlenen 1 Eylül Dünya Barış Günü konserinde Bodrum Kalesinde sahneye çıkmıştı. Feraye ile beraber şarkılar söylemişti.
5 Eylül 2006 tarihinde İstanbul'da benimde bulunduğum Sepetçiler Kasrında konser vermişti. Son konseri o oldu.
Ondan 20 gün sonra rahatsızlık geçirdi. İstanbul'da Kasım ayından itibaren Özel bir Rehabilitasyon merkezinde tedaviler gördü. Ordaki tedavileri bitince 2007 Nisanında Bodrum'a dönüldü.
Bodrum'a dönerken ambulansla uçağa getirmişlerdi. Müzeyyen Senar'ın yanında kızı Feraye var. Bende vardım. Ben Bodrum uçağına bindim bekliyorum gelmelerini. Onları da uçağa almalarını. Gelen yok ama.
Meğerse ambulanstan indirip yanlışlıkla Samsun Uçağına bindirmişler. Sonra hatalarını farkedip Bodrum uçağına yönlendirmişler. “Arif, biz Samsun'a gidiyorduk” dediler güldük beraberce.
Hem güneşlenmeyi severdi hem de soğuk havayı. Arko kremi vardı sadece onu kullanırdı. Feraye'nin balkonunda kremini sürer güneşe çıkardı. Bazen bende eşlik ederdim ona,” kolun iç kısmı yanmaz boşuna tutma” derdi bana. Her gün Bodrum Kafe'ye saat 10:30 da gelinir sabah kahvesini içerdi. Orda Bodrumlularla, hayranlarıyla sohbet eder sonra eve giderdik.
Bu vefatından önce son bir yıla kadar böyle istisnasız her gün devam etmiştir.
Dirençli ve enerji dolu bir insandı. Çevresindekilere de pozitif enerji verirdi. Hastalığını kabullenmedi, her zaman “ ben hasta değilim” derdi.
Akşamları ben iş çıkışı uğrardım yanlarına…Çoğu zaman Feraye'nin yapmış olduğu müthiş yemekleri hep birlikte yerdik.Biliyorsunuz Feraye'nin mutfağı meşhurdur. Beraber şarkılar söylerdik. Nerdeyse her şarkıyı söylemişizdir. Bunların içinde Keklik, Kapıldım Gidiyorum ve Ninni şarkıları sanırım en çok söylediklerimizdir.
Ninninin sözleri neydi? Bizlere hatırlatır mısınız?
Müzik: Kadri Şençalar,Söz: Vecdi Bingöl'e aittir. Dugah makamındadır.
Ah yine o menekşe gözler aralı
Oya kirpiklerde yaşlar sıralı
Uyu ey gönlümün nazlı maralı
Susun garip kuşlar ötmeyin susun
Güzeller güzeli yavrum uyusun
Susun garip kuşlar ötmeyin susun
Yetimler güzeli yavrum uyusun…
Yani son dönemi hariç Müzeyyen Senar ölene dek şarkı söylemiş bir sanatçıdır.

Son günleri hakkında söylemek istedikleriniz var mı?
Feraye hayatını tamamen annesine göre ayarlamıştı. 8 yıl boyunca bebekler gibi baktı ona. Yemek saatlerini, ilaç saatlerini hiç aksatmadı. Son döneminde artık evde bakımı yapılamaz durumdaydı, doktor ve hemşireye gereksinim vardı. Bütün ailenin kararı ile Urla daki bir Huzur ve Bakım evine götürüldü. Çünkü orda bir tedavi ünitesi de var. Orda da 2 hafta kalındı zaten.
Soğuk havayı da severdi demiştim ya öldüğü günde hava oldukça soğuktu.
2006 yılında, İstanbul'da iken ailenin olduğu bir ortamda mezarının başında Ehl-i aşkın neşvegahı şarkısının çalınmasını istemişti. Toprağa verilirken arkadaşı Safiye Ayla'nın sesinden şarkıyı dinleterek vasiyetini yerine getirdik. Bu şarkı benim telefonumda kayıtlıdır. Ölümünden bir hafta sonra bir gece telefonumda kendiliğinden çalmaya başladı. Halbuki telefon kilidini açmadan, şarkı yerinin tuşuna basmadan çalması mümkün değil. BODTO'ya röportaj için geldiğimde açık olan radyonuzda yine onun şarkıları çalmaya başladı. Ne ilginç değil mi?
Duygularınızı bizlerle paylaşmak ister misiniz?
Torunu Arif onu unutamıyor, o geçirdiği anılarla dolu güzel günleri. Beraber okudukları Kekliği, Yine o menekşeyi, Kapıldım gidiyorum, Batan gün kana benziyor, Gülşen-i Hüsnüne kimler varıyor ve daha nice şarkıları… Her gül kokusu burnuma geldiğinde anılarım canlanıyor çünkü gül kokusunu çok severdi, parfümü gül kokusuydu. Ben onun halen aramızdan ayrıldığını kabullenemedim, resimlerine bir nebzede olsa bakabiliyorum. Ama sesini şarkılarını halen o kadar zaman geçmesine rağmen dinleyemiyorum. Çok duygu seline kapılıyorum daha hazır hissetmiyorum kendimi çünkü onu çok özlüyorum. Onu zaten anlatmakla ne zaman yeter ne de sayfalar o ancak anlatılmaz yaşanır. Bende yaşadığım için bahtiyarım.

Beste : Kemanî Tatyos Efendi
Güfte : Bilinmiyor
Makamı : Kürdîli hicazkâr makamı
Usûlü : Ağır aksak usulü

Ehl i aşkın neşvegâhı kûşe i meyhânedir
Sâkiyâ uşşaki dil şâd eyleyen peymânedir
Güft ü gûyi âleme aldanma hep efsânedir
Sâkiyâ uşşâki dil şâd eyleyen peymânedir..

Günümüz diline özetlersek :
Aşk ehlinin neşelenip keyif bulacağı yer bir meyhane köşesidir. Alemin söylediklerine hiç aldanma, onların uydurma efsanelerdir. Sakiye aşıkların gönlünü mutlu kılan bir kadehten başka bir şey değildir.







http://www.bodto.org.tr/ sitesinden 21.04.2018 tarihinde yazdırılmıştır.