ÇOBANYILDIZI (Ahmet Özükara)
1977-2005 yılları arasında 28 yıl Esnaf Derneği sonrasında Bodrum Esnaf ve Sanatkarlar odası yönetim kurulunda görev yapan Ahmet Özükara ile ilk gençlik yıllarından bugünlere geliş hikayesini dinledik. Sizlerin de keyifle okuyacağını umuyoruz.

Çobanyıldızı Ahmet kimdir, bize kendinizi tanıtır mısınız?
24 Ocak 1942 yılında Bodrum'da dünyaya geldim. 1953 yılında babamı kaybettim. Tabii o zaman okul çağındaydık. Okulu bitirdiğimiz tarihlerde Bodrum'da hiçbir şey yoktu. Para yoktu, pul yoktu. O zamanın tanınmış ustalarından Mahmut Karataş'ın yanına tornacılık mesleğini öğrenmem için verdiler. Askere gidene kadar onların yanında çalıştım. Allah razı olsun, yattığı yer nur olsun ikisinin de, bana bir çırak muamelesi değil bir evlat, bir kardeş muamelesi yaptılar. Haftanın üç günü onlarda kalırdım. Sonra askerlik devreye girdi. Askerlik sonrası Bodruma döndüm o zaman Bodrum'da ya süngercilik yapacaktın ya da mandarincilik. O da şöyle; sünger motorlarını tamir edeceksin, süngerci süngeri satacak sonra sana parayı verecek. Bana fazla da para vermiyorlardı. Ev yok, anneme bakıyorum, evleneceğim ama haftada elli lira para ile olmuyordu. Ustalarım 75 lira yapalım 100 lira yapalım dediler ama ben İstanbul'a gitmeyi kafaya koymuştum. Onun üzerine ustalarım da kabul etmek zorunda kaldılar.

Bodrum'a mandalina yüklemeye çektirmeler gelirdi. Onların kaptanı ile tanışmıştık. Çektirme ile İstanbul'a ulaştım. İstanbul'a hayatımda ilk defa gidiyordum. Otobüs garajının orada tekneden indim. Sonra küçük pazarda Kaptan'la buluştuk beni bir otele yerleştirdi, oradan Ahmet Usta diye bir tornacının yanına götürdü. Torna ustası gez dolaş Pazartesi işbaşı yap dedi. İstanbul'a yeni gelmişim hiçbir yer bilmiyorum, nereye dolaşacağım. “Ben yarın başlamak istiyorum” dedim. Bir Perşembe günü İstanbul'da çalışmaya başladım. Cuma-Cumartesi çalıştım Usta 200 TL para verdi. “Haftalık ücretin bu kadar olacak” dedi. Bodrum'a göre büyük para. Oturduğum evin tek katını o kazandığım paralarla yaptım. Evlendim barklandım. Sonra bir sene tatilde Bodrum'a geldim. 1200 lira yanımda para vardı. Bir kısmını harcadım cebimde 800 lira kaldı. Bodrum'da benim kanıma girdiler ve ben Bodrum'a dönmeye karar verdim. Bir kamyon ayarladım İstanbul'dan eşyalarımı alıp geleceğiz. O zaman Perşembe pazarında Ahmet Usta'nın yanında çalışıyorum. Bana o kadar güveniyordu ki 25 kişinin ustabaşılığını yapıyordum. Hatta kendisi on günde bir gelir ve ödemeleri yapardı dükkânda. Bodrum'a gelmeden düğün yapmıştım ve işyerine borcum vardı. Hanımın elinden iki tane bilezik aldım borçlarıma karşılık götürdüm. Benim patron çok iyi biriydi, ayrıca Beylerbeyi boks kulübünün başkanıydı, öyle yumruklar sağlam. “Sana bir tane çakarım camdan dışarı çıkarsın. Götür bu bilezikleri karının koluna tak. Sen ne zaman parayı kazanırsan o zaman getirir ödersin. Zaten dağın başına dükkân açsan orada da kazanırsın” dedi. Teşekkür ettim vedalaştım dükkândan tam çıkacağım “sen torna tezgâhını aldın mı? neyle iş yapacaksın” dedi. “Git Perşembe pazarında kendine göre torna tezgâhı bul sonra benim yanıma gel” dedi. Kendime uygun torna tezgâhını buldum. Birlikte gittik yerin sahibi ustayı görünce ayağa kalktı hazır olda duruyor. Meğerse adam önceden bizim ustanın yanında çırakmış. “Bunun faturasını kes bana gönder” dedi. Ben ev eşyaları ile birlikte torna tezgâhını da yükleyip getirdim. İki sene askerlik altı sene İstanbul hayatından sonra nihayet Bodrum'a gelip iş yerimi açtım. O zamanlar İngilizler, Fransızlar ve İtalyanlar yat yaptırmaya başlamışlardı. Yat imalatı ile uğraşan ustaların hepsi elimden tuttu. Başkaları bir yat yaparken ben üç dört tane yapmaya başladım. Herkese yapıyoruz kendime de yapayım dedim. 22 metre tekne yapmaya karar verdim. 2 adet motor ithal ettim. Bodrum'da hiçbir teknede her odada duş tuvalet yoktu, sıcak su yoktu. Çift motor yoktu. İki tane tuvalet vardı sabah sıraya girerdi müşteriler. İkinci sene iki tuvaleti olanlar bozup her odaya duş tuvalet yapmaya başladılar. Senede 50-60 bin lira kazanıyordum. Bir sezon Çeşme-İstanbul çalıştım. 160 bin lira kazandım o sezon. 8 yıl bu şekilde çalıştıktan sonra Balıkçı Yalçın, Katır Mustafa ve Ömer Cizdar ile birlikte Halikarnas Yatçılık isminde bir firma kurduk.

Hepimizin birer teknesi vardı. İşimiz çok güzeldi ama maalesef yürütemedik. Herkes bir tarafa çekiyordu bir de en büyük eksiğimiz İngilizce bilmemekten kaynaklanıyordu. Bunun üzerine Gümbet'te otel yapmaya karar verdim. İlk sene temelini atarız diye başladık ama para yetmedi. O ara İstanköy'den 3-4 tekne almak için müşteriler geldi. Tekneni satar mısın dediler, satarım dedim ve bugün için çok iyi denecek iyi bir paraya tekneyi sattım. Elime para geçince 35 kişi çalışarak oteli beş ayda bitirdim. İlk başta İstanbul'dan, Ankara'dan gelenler üstteki 1+1'leri ev olarak kullanırlar diye başladım. Binalar meydana çıkınca İngiliz bir acente geldi. Apart otel yapalım dediler. Parasını peşin verdiler. Müşteri gelse de gelmese de ödeme yapıyorlar. 18 Apart yaptım ve iki sene peşin para aldım. Bu tesisi borçlanmadan bitirdim. 2001 yılında buraya başladım. 50 apart da burada yaptım. Orası da dolu burası da dolu, işlerimiz çok iyi gidiyordu ancak iki sene önce bir hastalığa yakalandım. Bunun üzerine işleri oğluma devrettim ve elimi, ayağımı işlerden çektim.

Eşim Bodrum Bitezli Efe'lerden. 45 senedir hiç ayrılmadık. Nereye gidersek beraber gideriz. Beni bu hastalığım ile kimse çekmez. Gece halen kalkar beni tuvalete götürür. Banyomu yaptırır üzerimdeki giysileri o giydirir.

Mehmet ve Zehra isminde 2 çocuğum var. İkisi de evli. İkişer torun verdiler bana. Bir kız bir oğlan oğlumdan, 2 oğlan torun da kızımdan var. Oğlum Mehmet'i çok iyi yetiştirdim. Annesine “okumayacağım ben” demiş. Kulağından tuttum tornacı dükkânına götürdüm. Çalışmaya başladı ama altı ay sonra benim elemanlara patronluk yapma başladı. Benim ustam Mahmut Karataş'a götürdüm, “beni nasıl yetiştirdiysen bunu da öyle yetiştir” dedim. Askere gidene kadar onun yanında çalıştı. Askerliğe son altı ay kaldı işi bıraktı. Sonra benim teknenin kaptanı İbrahim Kaptanı çağırdım. “Bu sene gemici bir tane eksik alacaksın, tuvalet temizleyecek, bulaşık yıkayacak ve bana şikâyete gelmeyecek” dedim. İşe en aşağıdan başladı basamakları yavaş yavaş çıktı. Şimdi gurur duyduğum bir oğlum var.

Oğluma, “bak oğlum ben sizi nasıl yetiştirdiysem, siz de çocuklarınızı öyle yetiştirin diyorum. Yetiştirmeyi bilmezseniz yarın karşıdan bakarsınız. Millet zamanında sattı yerlerini çok büyük para zannettiler, yediler içtiler, araba aldılar. Sattıkları yerlerde şimdi bekçilik yapıyorlar. Ben baba görmedim hiçbir kimseden 5 kuruş para görmedim” diye anlatıyorum. Mesela bulunduğumuz bu yerlerin tamamı 200 dönümmüş ve bir kişiye aitmiş. Eskiden bütün aile çalışıp parayı tek bir yerde toplarlarmış. Babalarından da kalmış. Eskiden toprak evler varmış. Babam devecilik yapıyormuş toprağın altında kalarak ölmüş. İki tane amcam buraların hepsini almışlar. Aileden bir tek benim yerim ve ablamın yeri kaldı. Amcalarım hep satıp yemişler.

Biz yıllarca çok sıkıntı çektik, yokluk çektik ama asla çalışmaktan vazgeçmedik, yılmadık. Şimdiki gençlerimize de çalışmalarını tavsiye ediyorum. Şimdiki gençlik cebine yüz lira para koyuyor, o yüz lirayı bitirene kadar çalışmıyor. Sonra tekrar yüz lira kazanmaya bakıyor. Çalışıp biri iki, ikiyi üç yapalım demiyorlar. Çok çalışmaları, çalışırken de doğruluk ve dürüstlükten ayrılmamaları kendilerine en büyük tavsiyemdir.

Çobanyıldızı Ahmet çalışarak, alnının teriyle yapmış tüm malvarlığını. Şimdi eşiyle sakin bir hayat yaşıyor. Hastalıklarla boğuşuyor. Biz de bize zaman ayırıp bu röportajı gerçekleştirmeye imkan verdiği için Ahmet Özükara'ya teşekkür ediyor, kendisine sağlıklı ve uzun bir ömür diliyoruz.

Çobanyıldızı lakabı nereden geliyor?
Dayım rahmetlinin çocuğu yoktu. Ben de ailenin tek oğluydum. Dayım zamanında babamdan beni istemiş. “Ahmet'i bana ver her şeyim onun olacak” diye. Annem abisi olmasına rağmen “hayır” demiş. Hiç kimse elimden tutmadı ama rahmetli dayıma minnettarım. Babam öldüğünde küçüktüm bazen onların evinde bazen de kendi evimizde kalırdım. Herkes Çoban Yıldızı'nın evladı demeye başladı. Ahmet Çobanyıldızı diye davetiyeler geliyordu. Dayımın ismi Mehmet Çobanyıldızı idi o da kanserden vefat etti. Yıllarca Bodrum'da Adalet Partisinin ilçe başkanlığını yaptı. Kızılağaç yolunu o yaptırdı. Torba-Türkbükü-Yalıkavak yolunu birbirine bağladı. Mandalina bahçelerinin mahsulünü alır İstanbul'a Hale gönderirdi. Çobanyıldızı lakabı bana dayımdan mirastır. Kendisini babam gibi gördüm sevdim ve saydım.
http://www.bodto.org.tr/ sitesinden 20.07.2018 tarihinde yazdırılmıştır.