Bodrum Sandaletinin Son Ustası Ali Özsu
Bodrum denilince akla deniz, kum, güneş, tarih ve kültür akla gelir. Birde Bodrum Sandaleti. Ali Güven Bodrum Sandaletini marka yapanlardandı.

Birkaç usta kaldı o günlerden. Biri de Ali Özsu. Bir yandan sandalet yapar, bir yandan mahallenin muhtarlığını. Ali Güven'den sonra gelen Ali Özsu bu senenin sonunda sandalet yapmayı bırakıyor, emekli oluyor. Bir yıldız daha kayıyor anlayacağınız Bodrum esnaflarından. Sandalet yapacak deri bulamıyormuş artık, kimyasallardan dolayı deri artık işlenmiyor el ile. Küçük dükkanında sabah toplanır dostları, ama her sabah. Gündem değerlendirilir, eskiler anılır sıcacık bir çay yudumlanır. El işi sandaletlerin belki de son ustası bu sene son diyor, bırakıyor zanaatını.
- 1946 yılında Bodrum'da doğdum. Reçber bir ailenin çocuğum. Beş sene Cumhuriyet ilkokulunda okulu pekiyi dereceyle bitirdim. Devamını okuma şansımız olmadı o zaman. Ailevi meselelerden dolayı. (Burada dikkat edilesi nokta; Bodrumlu zanaatkarlar okulda hep başarılı, hep pekiyi ile bitirmişler okullarını. Lakin Bodrum fakir o zamanlar, bu günkü gibi değil.)
-1957 senesinde ayakkabı çıraklığına girdim. Akrabamız vardı. Annemle kardeş çocuğu Mustafa Akyar diye. Onun yanında 9-10 sene bir çıraklık kalfalık dönemim oldu. İyi bir ustaydı. Bizde iyi şeyler öğrendik. Sanat yanında disiplin ve dürüstlüğü, esnaflığı öğrendik.
1966 yılına kadar ayakkabıcılık yapıyormuş Ali Özsu, o zamanlar sandalet yok. O sene askere gidiyor, iki sene askerlik. Askerliğini Amasya, Samsun, Elazığ da yapıyor.
-1968 de tekrar Bodrum a döndüm. Döndükten sonra bir sene, ustayla bir ortaklık yaptık. Aayakkabı yaptık, ondan sonra ayrıldık. Tek başıma devam ettim. Çıraklık döneminde dükkan Yunuslar fırının karşısındaydı. Eski Rum evleri vardı orada. Sonra dükkanı çarşı içine açtık. Rahmetli Ali Güven 1968 senesinde, ben askerken bir sandalet yapmış. Turizm de yeni yeni başlıyordu. 1971 senesinde ben daha halen ayakkabı yapıyordum. Baktım herkes sandalete dönüyor. Bende sandalete dönmek zorunda kaldım ve başladık. Güzel para kazandık.
“1968 yılında turizm yavaş yavaş başlamıştı” diye lafın arasına giriyorum ama durduruyor;
-Esas 1970 yılında başladı. O zamanlar daha güzeldi. İnsanlar memnundu ev pansiyonculuğunda. Yerli yabancı turistler gelirdi. Daha sıcaktı o zamanlar. İnsanlar arasında bir kaynaşma falan oluyordu. Şimdi her şey para oldu.
İşte yine aynı şey…
Ali ustanın gözleri dalıyor, hüzünleniyor sanki. Turizmden para kazanmışlar, lakin bedeli çok ağır geliyor onlara. Geçmişe özlemle bakıyorlar. İşin ekonomik tarafına eyvallah diyorlar, lakin insani tarafın, kültürün yok oluşunu çaresizce izliyorlar. Ali Özsu Yeni Çarşı'da, Kale caddesinin
Sandalet modelleri kim oluşturdu en çok. Ali Güven mi oluşturdu, yoksa siz mi?
-Ali Güven in tarzı değişikti. Ben onun modellerini yapmazdım. Bazı arkadaşlar yapıyordu. Çünkü onun modelini yapmak için, ondan daha iyisini yapmak lazım. Çünkü adam bin dolara yapıyor, sen yüz liraya yapıyorsun, olmaz. Rahmetli en çok beni severdi. Adımız da Ali ya, adaşız.
Çok muydu o zaman sandalet yapan? Kaç tane vardır mesela o dönemler?
-Çoktu. 15-20 vardı herhalde. Herkes yapıyordu ve satılıyordu da yani. Hep Bodrumlular yapıyordu. Şimdi yeni yeni dışarıdan yapanlar var. O zaman ki değerliydi, çok güzeldi. Tam Osmanlı tabakhanesiydi. Şimdiki bunlar hep ilaçlı. Ellerimizi mahvediyor.
Nasıl olmalı deri sandalet için?
-Kimyasal olmamalı. Affedersin köpek bokundan, çamın kabuğunu öğüterek renk verdiğim natürel bir renk. O zaman Milas'tan geliyordu malzemeler. En son Milaslı bir amca yapıyordu.
O deri daha mı kolay işleniyordu? Sizde mi elle işliyorsunuz?
-Deriyi Ali Güven yumuşatırdı. Şimdikileri yumuşatsa elleri mahvolurdu. Taban astarı diye bir şey vardı dokunmazdı ellerimize, çünkü ilaç yoktu içinde.
Siz hep yalnız mı çalıştınız, çırak, kalfa var mıydı yanınızda?
-4-5 kişi çalışıyordu. Yetiştirdim 3-4 kişi onlar da denize gitti. Şimdi çocuklar rezil. O dönem öyleydi. Mesleği devam ettirselerdi şimdi durum daha iyi olurdu. Yaklaşık 20-25 senedir yalnız çalışıyorum
70'li yılları turizm artık yoğunlaşıyor. Oteller yapılıyor, o dönem işler nasıldı?
-Toptan veriyordum. Benim İzmir'de İstanbul'da Ankara'da toptancılarım vardı, onlara satıyordum. Toptan verince çark dönüyordu. Burada da yapıyorduk. Siparişler geliyordu. İstek vardı o zamanlar. Sonradan alternatifler çoğaldı. Şimdi de Manisa'da gren yapıyorlar, ya o zaten bizi bitirdi. Adam günde 400-500 Atölye işi yapıyor. Bizi bitirdi yani.
İşte tam da burada Bodrum'un geçmişi ile bu günü ve geleceği ile ilgili değerlendirme yapma zamanı. Bodrum büyüyecek, gelişecek elbet buna kimse engel de olamaz, karşı da olamaz. Lakin kontrolsüz büyüme Ali usta gibi Bodrum kültürüne mal olmuş zanaatkarları da yok ediyor, yenilerin yetiştirilmesini de engelliyor. Bir dönem, bir kültür yok olup gidiyor kontrolsüz ve endüstriyel büyümenin karşısında.
Diğer yerlerde yapılan hazırlarla sizin yaptığınız farklı değil mi?
-Tabi canım. Hem de çok farklı. Adam kesiyor takıyor, bizim gibi deriyi yontmuyor, kesmiyor, biçmiyor. Bizim gibi traşlamıyor. Seri yapıyor. Ayağı vuruyormuş , uzuyormuş kısalıyormuş bakmıyor.
Peki sandaletleri yaparken ayak ölçüsü alıp öyle mi yapıyorsunuz yoksa standardınız var mı?
-Standart yapıyoruz. Ama bazen ölçüye göre de yapıyoruz, tabi sipariş usulü. O zaman bana Gencebaylar, başka artistler geliyordu. Onlara özel sipariş hazırlıyordum. (Gülerek, ama saygıyla) Tabi Ali Güven kadar olmasa da bize de geliyordu ünlüler. O başkaydı zaten ona hep saygımız vardı.
Peki o dönemde diğer zanaatkarlardan kimler vardı?
Mesela terzi Tevfik ağabey vardı. Mümtaz Ölmez vardı, o oda güzel şeyler dikerdi. İbrahim Özkeskin çok eski mesela. Turizm başladığı zamandı bu dediklerim, onlarda turistlere çok şeyler diktiler. Çok iş yaptılar. Şile bezi falan çıktı, onlar yapılıyordu. Satılıyordu da çok. Sonradan fabrikası çıktı onun da yani fabrika çıkınca el sanatları değerini yitiriyor. Çok ürettiği için fiyatı düşürüyor. Bizim gibi elde yapmıyorlar. Terzi üstüne göre dikiyordu. Öbürü seri dikiyordu, o yüzden ucuzdu.
El sanatları yok olunca, kişiye özel siparişler de yok oldu, değil mi?
Ben şimdi bu sene bırakacağım diyorum. Ha kim kaldı. 2-3 kişi uğraşıyor ki hepsi para için uğraşıyor. Sanat için çalışan yok.
İsyanında haklı aslında. Bir çok kişinin farkına varamadığı şeyi o yaşayarak görmüş, biliyor. 70'li 80'li yıllarda Bodrum ve Bodrumlular huzurluymuş. Şimdi bir telaş, bir kargaşa içinde kayboluyorlar bir bir. Bodrum'u Bodrum yapan değerler bir bir tükendikçe, başka bir yer oluyor buralar. Kaygıları, isyanları buna. 70-80'li yılların Bodrum'unu anlatır mısınız bize, turizm başlamış para girmeye başlamış, nasıldı Bodrum o dönemde? Değişim nasıl oldu? sorumuza çok kısa ve çok net yanıt veriyor. Sesi de azıcık sertleşiyor, çatallaşıyor.
-Daha güzeldi. İnsanlık arkadaşlık dostluk vardı. İşler büyüdükçe dostluklar kalmadı. Her şey para oldu.
El sanatları bitince, dostluklar bitti öylemi? Yani dostluklarda mı fabrikasyon oldu, seri üretim oldu. İşlenmeden, çok emek harcamadan kurulan dostluklar?
-Tabi arkadaşlıklar dostluklar bitti. Benim geri getirme imkanı olsa, geri getiririm ama olmuyor işte. Esas Bodrumlularda bitiyor tabi bu süre içerisinde. Biz yine birbirimizi bildiğimiz için şey yapıyoruz da eee geri kalanlar, adam menfaati yoksa merhaba bile demiyor. İnsanlar birbirlerini yiyorlar.
Vahşi bir rekabet var.
-Eskiden beri öyledir bunlar. Toptancı kambur Efe falan vardı o zamanlar. Mart deyince toptancılar gelirdi. Mesela Hasan Erdoğan'ın dükkanı var, kaç para derler. İşte 10 lira. Gider kambura işte Hasan 10 lira demiş, ben 9 lira veririm. Ötekine gider o kadar. Şöyle bakıyorum Bodrum nereden geldi nereye gidiyor, nereye gidecek belli de değil. Kötüye gidiyor.
Bodrumda 90 yıllara doğru turizm daha da arttı. Nüfusta çoğaldı. Bu yarar sağlamadı mı Bodrumluya?
-Tabi nüfusla birlikte binalar da arttı. Yeni yeni binalar olmaya başladı. Nefes alacak yer kalmadı. Aslında daha çok para giriyor Bodrum'a, daha çok maddi güç giriyor. Ama nereye gidiyor para? Valla bilmiyorum. Dışarı gidiyor. Buraya yaramıyor. Hepsi dışarı gidiyor. Gelen yatırımcıların hepsi yabancı. Dolasıyla hep dışarı gidiyor. Bizde deriyi dışardan alıyoruz, paramız gidiyor. Ama çok şükür el emeğimiz buraya kalıyor.
Burada deri tabaklanmıyordu değil mi?
-Çok eskiden, benim çocukluğumda Paşa tarlasında vardı. Yeri Hacımollanındı. Hasan amca vardı rahmetli. Çuvalcı Hüseyin amca vardı. Hatta ben birkaç sefer gittim. Derileri kazığa bağlayıp, denizde ıslatıyordu. Taban astarı yapıyordu. Keçeler, astar gibi kullanılırdı. Bizden önce bir iki tane daha varmış, onları bilmiyorum. Hep köpek boku toplatırlarmış insanlara tabaklamak için. Şimdi kimyasal ilaçlar var onu kullanıyorlar.
Birde sizin muhtarlık dönemi var.
-Ben 85 senesinde çarşıdan Yeniköy'e bu mahalleye geldim. 94 seçimlerinde bizim abimiz Ünal Danacı muhtarlığı bırakacağım dedi. Bize de mahalleli sen yaparsın diye ittirdiler, aday olduk 94 ten bu yana devam ediyoruz. Hem muhtarlık, hem sandaletçilik ikisi bir arada. Bu seçimde bırakacağım tabi nasip olursa. Tadında bırakmak lazım.
Siyasetle sizin alakanız oldu mu?
-Girmedim ben siyasete. 70'li yıllarda CHP gençlik kollarını falan kurdular. Ama ben girmedim. Pek hoşlanmıyorum daha doğrusu. Muhtarlık dönemlerinde belli konulara giriyoruz da, siyaseti pek sevmedim açıkçası.
Belediye başkanlarının değerlendirmesini nasıl yaparsınız, neler yaptılar?
-Çocukluğumda bir Derviş bey vardı. Rahmetli o bir dönem çıkıyordu. Ondan sonra bir ihtilal oldu. Sonra Hasan Reşat Öncü ağabeyimiz vardı. Bodruma 16 sene ne yaptı, ne yedirdi. Zaten borçlanmasın belediye diye bir şey yapmazlardı. Hiçbir alt yapı yoktu. Olduğu gibi kullandılar Bodrum u. Atatürk caddesini bile açmadılar. Korkudan birinin evini yıkacağız diye. İşte ihtilalde bir Albay geldi Atatürk Caddesini o açtı. Bak şuanda cadde oldu. Yapılması gereken şeyler yapılmıyordu.
Son dönem 15-20 yıl için, ne düşünüyorsunuz?
-Herkes kendine göre bir şeyler yapıyor. Bodrum büyüdü. Bir şeyler yapılması gerekiyor. Emin abi kendine göre bir şeyler yaptı. Mazlum geldi. Kendine göre bir şeyler yaptı. Şimdi Kocadon kendine göre bir şeyler yapıyor. Herkes kendince güzel şeyler yaptığını düşünüyor. Ama Bodrum kötüye gidiyor. İnsanlık yok, insan ilişkileri yok. Herkes menfaat varsa, merhaba diyor. Bana göre kötüye gidiyor.
Azıcıkta özel hayata girelim izin verirseniz. Çünkü aileler de Bodrum kültürünün en önemli değeri. Siz ne zaman evlendiniz?
-Ben 1973 senesinde evlendim. Eşim Bodrumlu aynı mahallenin kızı. Muazzez Özsu. Evlendik işte iki tane oğlum var. İlk doğan Ahmet, üniversite okudu inşaat mühendisi oldu. Ama gider koyunculuk yapar şuanda. İkincisi Hüseyin o da işletme bitirdi. Hediyelik eşya satıyor. Esnaflık yapıyorlar. İkisini de okuttuk. Birini evlendirdik işte, birini evlendirirsek görev bitmiş olacak.
Çocuk yetiştirmek Bodrumda nasıldı? Bodrumda turizm çoğaldıkça çocuk yetiştirmek zor oluyor. Kaptırmamak lazım çocukları bir yerlere değil mi?
-Büyük oğlan 1974 doğumlu. Ben esnaf olduğum için fazla sıkıntı yaşamadan okuttuk çocukları. Bizimki spor yapıyordu. O yüzden kötü yollara gidecek zamanları kalmadı. İyi arkadaşlar seçtiler. Kötü arkadaşları olmadı. Ortam bunun için gayet müsait. Her şeye müsait. Allah korusun uyuşturucusu var, bilmem nesi var.
Bodrum un gece hayatı Bodrum un yerlileri için nasıl karşılandı. Bodrumlular hoşgörüleri ile tanınır da yine de bir uyum süreci oldu mu? Nasıl uyum sağladınız bu duruma?
-Biz fazla gece hayatının içine girmedik. Çocuklarımız girmiştir zaman zaman, ama işin kötü tarafında olmadıkları için sorun olmadı. Birde Bodrumlu çocukları esnaf koruyup kollar, izlerdi. Bazı kötü şeyler yaşadık tabi, bazı arkadaşlarımızın evlatları yaşadı. Aileler perişan oldular. Çok şükür biz yaşamadık. Aile yetiştirmesinden de oluyor tabi bu. Adam zengin, çocuğuna parayı bol veriyor. O da her tarafa gidiyor. Biz de normal bir aile olduğumuz için, aşırı derecede çocuklara ekonomik rahatlık veremedik. Ama herkes gibi gitmişlerdir, onu engelleyemeyiz . Önemli olan adam gibi yiyip, içmeleri, eğlenmeleri.
Bodrum'un yapısında o mütevazilik var değil mi?
-Biz hala devam ediyoruz. Bir kısmı arsa, araziyi birden bire sattı, onlar biraz değişir gibi oldular. Yediler bitirdiler, sonra da gene mütevazi yaşamlarına döndüler. Bir hataydı tabi, elinde olanı satmak. Ama ekonomi girdi mi sattırıyor. Biz satmadık. Normal yaşamımızı sürdürdük. Bir şeyler yapıyorsun, elinde olmazsa zor.
Bodrum un yerlileri çok az kaldılar. Azınlık durumuna düşmüş durumdasınız neler düşünüyorsunuz bu konuda?
-Ben çarşıya gidiyorum zaman zaman. Artık sık gitmiyorum. Çarşıda giderken 3-4 kişiye merhaba diyorsunuz. Çoğu kez tanıdık yüz denk gelmiyor. İnanılacak gibi değil, ama gerçek bu.
Esnaf yapısı da değişti değil mi? Örneğin Cumhuriyet caddesinde Bodrumlu 1-2 tane kaldı sanırım.
-Çok doğru söyledin. Biz onlarla özellikle durup selamlaşıyoruz. Ahmet e selam veririz. İşte Hasan İbrahim derken 3-5 kişiyle görüşüp geliyoruz. Meslekte böyle yok oluyor zaten. Ben yıllar önce söylemiştim; Sandalete sermaye girerse, bu işin biter diye, o dönem bana inanmıyorlardı. Büyük sermaye işin içine girince, bütün her şey bozuluyor.
Bodrum sandaleti deyince yıllarca giyilirdi. En az 3-5 sene tamir istemezdi. Sonra tamir edilir giyilir. Şimdi her şey gibi sandaletlerde senelik değil mi?
(Acı acı gülüyor Ali Özsu. Gülüşünden mutsuzluğu da anlaşılıyor, kızgınlığıda)

-O kalmadı. Ali Güven abi dediğim gibi ilk değerlerden. Dün birisi Ali Güven in sandaletini tamire getirmiş. Suya sokulup deri gevşetilir, sonra tamir edilir. Düşün kaç yıllık sandalet. Hala giyilecek. Şimdikiler öyle mi? Bir sezonda bitiyor eriyip gidiyor.
Derilerde değişti, sandaletler de değişti, insanlar da değişti öyle mi?
-Her şey değişti. Bitti bitecekti derken, bitti artık. Eski Bodrum sandaleti yok. Olamaz zaten. Gidiyorum adama, bak kardeşim diyorum şunu az kalın yap. Erkek sandaleti yapacağım, diyorum öyle deri gönder. Yine aynısını gönderiyor. Beni istediğim deriyi anlatıyorum. Biz yapamıyoruz diyor. Yaparız da yapamayız diyor. Çünkü uğraşması gerekiyor. Biz istedik diye uğraşmıyor adam. Onun için de bu iş bitecek. Ya ayakkabı derisinde olur mu bu iş. Ayakkabı ölmez de bu tarz ölür. Daha fantezi olur bir şeyler yapılır.
Sandaletin özelliklerini anlatır mısınız bize?
-Tek tek uğraşılır derinin her parçası ile. Bunu kesiyorsun kalın mesela, elinde yumuşatıyorsun deriyi. Şekillendiriyorsun ayağa göre. Bodrum Sandaleti ayağa vurmaz, rahatsız etmez. Elimizde defalarca yumuşatıyoruz, bir nevi elimizde işliyor yumuşatıyoruz. Eskiden deriyi ıslatıyorduk. Hiçbir şey olmazdı. Şimdi sertleşiyor. Vatandaş ayağımı vurdu diyor. Bodrum sandaletleri eski malzeme olmadığı için, artık garanti de veremiyorum. Bana göre en iyisini yapmaya çalışıyoruz. Fazla ıslatmaması lazım şuan. Eskiden öyle bir sorun yoktu, suya giriyorduk. Temiz kullanırsa 1-2 sene giyer. Islatırsa bir sene de dayanmaz gibi geliyor.
Sektörün en son temsilcisisiniz, neler diyeceksiniz?
-Ali Güven den sonra tabi. Kime sorsanız bunu inkar edemez. Bodrumda bizi tanımayan yoktur. Ali Güvenden sonra biz geliyorduk. Şimdi yeni arkadaşlar uğraşıyorlar. Onlara Allah kolaylık versin ben bırakıyorum çünkü.
Burada tak diye kesiyor Ali Özsu. Kırgın bu hızlı gelişime, hızlı büyümeye, Bodrum'un tükenişine. Artık kimyasallarla yapılmış deri ile bir sene bile dayanmayan eriyen sandalet yapmak istemiyor. O nedenle de yıllarca ekmek yediği, evlatlarını okutup evlendirdiği, onlara iş kurduran zanaatını bırakıyor. Bodrum Sandaletinin de son temsilcisi de böylece endüstriyel, seri üretime pes ediyor. O bildiğiniz Bodrum Sandaleti de tarihin sayfalarında yerini alıyor.
http://www.bodto.org.tr/ sitesinden 22.04.2018 tarihinde yazdırılmıştır.