"Komodor Ahmet”
aynı zamanda aşçısı, bir deniz tutkunu, eski kaptan, yeni işletmeci Ahmet Kunduz. Nam-ı diğer “Komodor Ahmet”. Kendisi bir Bodrum aşığı. Bu öyle bir aşk ki elinde bir sihirli değnek olsa Bodrum'u bundan 30 yıl önceye götürecek ve orada zaman duracak. Komodor Ahmet'in anlattıklarını okuyunca, ne demek istediğimizi anlayacaksınız.

Ahmet Kunduz 1955 yılında Omurca mahallesinde doğmuş, aynı mahallede büyümüş. Babası tenekeci Şakir, annesi ise Deniz'lerin Hatice. Atatürk İlkokulu'nun da Bodrum Lisesi'nin de ilk öğrencilerinden. Birçok arkadaşı gibi Üniversite okumak için Bodrum dışına gitmiş ama Bodrum özlemi onu geri döndürmüş. “Doğma büyüme Bodrumlu olunca insan Bodrum'dan kopamıyor. Eskiden Bodrum'da her esnafın küçük de olsa teknesi vardı. Hep denizle iç içeydik. Deniz bende ağır bastı ve geri döndüm. Zaten okula giderken de yazları hep tekne çıraklığı veya gemicilik yaptım” diye anlatıyor o yılları Komodor Ahmet.

Okul yıllarında sadece denizlerde çalışmamış Komodor Ahmet, terzi çıraklığı da yapmış, kunduracılık da yapmış, Baraz Oteli'nde de çalışmış. “O zamanlar okul müdürümüz Turgut Karabağlı vardı. Dar gelirli ailelerin çocuklarını tombala usulü birer esnafın yanına verirdi. Kimimiz terzi çırağı olduk, kimimiz kunduracı. Benim de şansıma Baraz Oteli düştü. 3 yıl çalıştım orada. O zamanlar öğretmenlerimiz ne derse o olurdu” diyor.

1975 yılında liseyi bitiren ve üniversite okuyamadığı için askerliğe müracaat eden Komador Ahmet, usta gemici tezkeresi de olduğu için İstanbul Beykoz'da bahriyeli olarak yapıyor askerliğini. Asker dönüşü de tekrar denizlere dönüyor ve Komodor Ahmet'in denizdeki hayatı 2006 yılına kadar devam ediyor. Denizleri bu kadar çok seven bir insan nasıl bırakır denizi diyoruz gülüyor. “Denizleri bırakmadım, hala boş zamanlarımda denize çıkıyorum. Denizciliği bıraktım çünkü sektör kötüye gitmeye başladı. Yıllarca ben özel teknelerde de çalıştım, charter teknelerinde de çalıştım. Şayet ben denizci olarak t-shirtümü çıkarıp denize giremiyorsam, benim personelim denize giremiyorsa bizim denizlerde olmamızın anlamı ne” diye anlatıyor.

Komodor Ahmet, 35 üyeyle kurulan Bodrum Denizciler Derneğinin 23 numaralı üyesi, yani derneği ilk kuranlardan.

Denizi bırakınca çalışmaya devam etmek isteyen ancak ne iş yapacağına bir türlü karar veremeyen Komodor Ahmet, O zaman Bodrum'da meze yapıp satan yer olmadığını görüyor ve üç dört çeşit meze yapıp satacağı, arkadaşlarıyla muhabbet edeceği, bir-iki kadeh içki içip gideceği bir mekân hayali kuruyor. Bu hayalle Umurça'da Meze evi adı altında küçük bir dükkân açan Komodor Ahmet, arkadaşlarının yoğun ilgisiyle karşılaşınca mekânda bulunan masa sayısını yavaş yavaş artırıyor. “Önce bir masamız vardı sonra masa sayısı ikiye çıktı. Amacımız ben mezeyi yapıp hazırlayacağım, sattıktan sonra arkadaşlarla iki tek atıp kapatacağız. Ancak gelen gitmedi. Baktılar olacak gibi değil gelen arkadaşlar masalarını sandalyelerini yan taraftaki internet cafeden ödünç alıp getirmeye başladılar. Öyle öyle bu günlere geldik” diye anlatıyor.

Yemek yapmaya da yemeye de çok düşkün olan Komodor Ahmet, aileden gelen el becerilerini günümüzün en iyi balık restoranlarından “Komodor Meze Evi”nde sergiliyor. Komodor Meze Evinde yemek yiyen herkes bilir ki, bir kez yediğiniz balık veya meze, ikinci sefer de aynı lezzette ve aynı kalitede gelir. Bunun sırrını soruyoruz Komodor Ahmet'e, “Benim kendi damak tadım neyse ona göre yaparım. Mesela ahtapotun kesinlikle derisi soyulmaz bizde. Vantuzları çıkmaz çünkü lezzet oradadır. Bana bunu hiç kimse yaptıramaz. Yapmamı isteyen de gider başka yerde yemeğini yer.”

Restoranının alışverişini de kendisi yapan Komodor Ahmet, “önce pazarı iki defa dolaşırım ondan sonra almaya başlarım. Mesela Cuma günü pazarı geziyordum baktım ki enginarlar çıkmış hemen aldım ve onu yaptım” diyor.

Yazının başından bu yana Ahmet Kunduz'a lakabı olan “Komodor Ahmet” diye hitap ediyoruz. Peki, “Komodor” kelimesi Ahmet Kunduz'un isminin başına nasıl geldi ve kim koydu bize bunu anlatmasını istiyoruz; “Kaptan olduğum zaman tekne turizmi çok iyiydi. Çok güzel müşteriler gezdirdik çok güzel insanlarla tanıştık ve çok çok iyi döviz getirdik memlekete. Ben Antalya-Marmaris arası çok uzun yıllar çalıştım. 1986-1992 senelerinde bilfiil gidip geldim. 23 Nisan'da Bodrum'dan demir alıyorduk, Kasım ayında dönüyorduk. Oradaki firmalara çalışıyorduk, kültür turizmi yapıyorduk. Orada zaman zaman 6-7 tekne olduk. Bazen 9 tekneye çıktık. Şirketler bütün görevi bana verdiler. Hangi marketten alışveriş yapmamız gerekiyor, hangi mazotçudan mazot alacağız, hepsini ben biliyordum. Aramızda arkadaşlar KOMODOR sensin dediler.(Komodor en büyük rütbeli kaptan demek.) Orada çalışırken rütbe olarak da ben hepsinden eskiydim. Böyle başladı “Komodor” lakabı. Hatta Bodrum'dan aşağı indiğimiz zaman Datça'da, Marmaris'te, Fethiye, Kaş, Kalkan'da beni kimse Ahmet Kaptan olarak tanımaz, Komodor geldi derler.”

Komodor Ahmet tüm Bodrumlular gibi geçmişi özlüyor, o günleri hasretle anıyor. “Benim doğup büyüdüğüm Umurça mahallesinde sabah kalktığımız zaman evlerin penceresinden Azmakbaşı, sahil görünürdü. Zümrüt yeşili mandalina bahçeleri, içinde bağ evleri, üzeri kiremit çatılı bir iki kule sırıtırdı. Her evin önünde sığır, inek ne besliyorlarsa onlar olurdu. Eskiçeşmeliler hayvanlarını yemletmek için değirmenler tarafına, biz kışla dağı tarafına götürürdük. Yeniköy Göktepe'ye götürürdü. Okula dere içinden yürüyerek giderdik. Ne okula götüren olurdu, ne okuldan karşılayan. Bomboştu her taraf. Cezaevinden aşağı indiğiniz zaman servi, badem ağaçları arasından çarşı kapısı görünürdü. Şimdi mantar gibi evler büyüyor ağaçların büyüdüğü yerlerde. Yeşil alan kalmadı. Şu anda kış ayındayız henüz sezon başlamadı trafikle mücadele ediyoruz. Peki, sezon başladığında bu trafiğin hali ne olacak” diyor. Bir yandan öfkeleniyor, bir yandan üzülüyor bunları anlatırken Komodor Ahmet, biliyor ki gelişen teknoloji hiçbir şeyi eskisi gibi bırakmayacak. Ancak bir şey var ki onu ne zaman, ne yıllar eskitebilir. O da dostluklar. Hayat mücadelesi içinde zaman zaman başka yönlere savrulsalar da eski dostlar kimi zaman Komodor Ahmet'in mekânında kimi zaman başka bir mekânda toplanarak hem hasret gideriyorlar, hem de eski günleri anıyorlar. “Büyüklerimize karşı her zaman saygımız, küçüklerimize karşı sonsuz sevgimiz var” diyor Komodor Ahmet ışıldayan yüzüyle.


Komodor Ahmet'in ortağı Manolya Hanım'ı bilmeyen yoktur. Tanışıklıkları çok eski yıllara dayanan iki ortağın tanışma hikâyesi de oldukça ilginç. Bakın nasıl başlıyor iki ortağın dostlukları.

“1978 yılında tanıştık Manolya hanımla. Bodrum'a tatile gelmişlerdi. 6 kız 3 erkek 9 kişi. O zaman Bodrum'da havaalanı yok. İzmir'den gelecek dediler. Ben de o zaman Agâh Bursalının “Sedir” diye bir teknesi var orada çalışıyorum. Usta gemiciyim. Dediler ki yeni bir grup gelecek ama kaçta geleceği belli değil. Beklemeye başladık. İki taksi geldi yanaştı içinden çıktılar, o gece tekne karada bağlıydı, ertesi sabah erkenden Gökova'ya gittik. Sonra gelen ekiple çok kaynaştık. Manolya Hanım'la da aramızda bir yakınlaşma oldu. Bunun üzerine ekip turu uzatmak istedi. Duru turizme sorduk ve turu bir hafta daha uzattık. Tur uzayınca biz biraz daha kaynaştık. Tatil bitince Manolya Hanım İstanbul'a döndü. Ama biz görüşmeye devam ettik, zamanla bu arkadaşlığı pekiştirdik ve nişanlandık. Bir gün bana “annemle kız kardeşim gelecek lütfen onlara göz kulak ol” dedi. Ben de bir taraftan tekne hazırlıyorum bir taraftan da ağabeyimin inşaatını yaptığımız için ona yardım ediyorum. Kısa pantolon, t-shirt gittim onları karşılamaya, üzerimi görünce boya lekeleriyle falan, 'bizim damat bu mu?' demişler. Sonra Manolya ile nişan bozuldu. Zamanla adreslerimizi de kaybettik. 2000'li yıllarda tekrar karşılaştık ve görüşmeye başladık. Bu süre içinde ben hiç evlenmedim. Şimdi uzun yıllardır birlikte yaşadığım Ayşe (Anjelika) isimli bir Alman bayanla birlikteyim. Ayşe Türk vatandaşı da oldu. Yirmi yılı geçti beraberiz. Manolya Hanımla iş ortağıyız. Birbirimizi iş konusunda tamamlıyoruz. Titiz ve hesaplı olmak zorundayız. Çünkü biz hizmet işinde uğraşıyoruz. Dükkânı açalı 8 sene oldu. Dükkân açıldığı günden beri mezeler 6 liradan satılıyor. Ama aldığımız malzemelerin hiçbiri aynı kalmıyor, fiyatlar sürekli artıyor. Nasıl yansıtayım herkesin alım gücü belli, ayakta kalmaya çalışıyoruz böyle, işte bir bıçağın sırtında yürüyoruz” diyor.

Komodor Ahmet, işinde titiz, düzenli, empati yeteneği çok fazla. Bodrum'da neredeyse tüm restoranlar pazartesi günleri kapalıyken, Komodor Restoran müşterilerinin açık kalması yönündeki ısrarına rağmen Pazar günleri kapalı. Restoranının neden kapalı olduğunun cevabını Komodor Ahmet anlatıyor; “Yanımda çalışanların hepsinin birer ikişer çocuğu var. Eşleri var. Çoğunun eşi çalışıyor ve birlikte olabilecekleri bir tek Pazar günleri var. Biz de çalışanlar Pazar gününü birlikte geçirsinler diye Pazar günleri kapatıyoruz.”

Komodor Restoranda 6 personel, Manolya Hanım ve Ahmet Kaptan'la birlikte 8 kişi çalışıyor. Mekânın kapasitesi 70 kişi. Umurça mahallesindeki dükkânda öğlenleri tabldot da satabildiğini ancak şu anki mekânda bunun mümkün olmadığını belirtiyor Ahmet Kaptan. Ancak yeni mekânın ferahlığı ve yemeklerin lezzeti müşterileri Komodor Restoranın müdavimi yapmaya yetiyor. Suyun yüzeyinden çok dibini bilen deniz tutkunu komodor Ahmet, hangi balık nasıl yapılır, taze balık hangisidir, hepsini çok iyi biliyor. Kullanılan malzeme en tazesi ve en iyisi olunca da lezzet kaçınılmaz oluyor. 30 yıl kaptanlık yapan Komodor Ahmet balık konusunda o kadar iddialı ki “hiç elimi sürmeden tezgâhta göreyim balığı hangi balık hangi denizden çıkmış anlarım” diyor.

Çalışkan, azimli ve kafasına koyduğunu yapan Komodor Ahmet gençlere de güzel bir örnek. Biz de soruyoruz kendisine neler tavsiye eder yeni yetişen gençlere? Gençler azimli olacak, çok çalışacak, yılmayacak, tuttuğu bir işi bırakmayacak. Küsmeyecek darılmayacak. Başkasının işine, malına göz dikmeyecek. Bunları yapan gençler zaten kendiliğinden yükselirler. Bir de biz çocukluğumuzda, gençliğimizde halk kütüphanesine gider, derslerimizi orada çalışırdık. Kafamıza takılan bir şey olduğu zaman oradan kitapları alır bakardık. Şimdiki gençlik başını bilgisayardan kaldırmıyor. Şu anda ne esnaf var, ne terzi, ne kunduracı. Şu anda herkes hazıra alışmış durumda buna dur demek lazım” diyor.

Geçmişe baktığınızda özlemini en çok duyduğunuz şey ne diye soruyoruz Komodor Ahmet'e. “Çok açık söyleyeyim benim birazcık Yörük tarafım var. Tekrar şu dağlarda sığırlar, keçiler otlasın istiyorum. Çünkü gerçek keçi tulum peynirini, lorları, mis gibi tereyağlarını özledim. Şimdi ancak köylü getirirse alabiliyoruz. Bir de Bodrum'un yapılaşmasına çözüm bulmak lazım. Mimarların çaba göstermesi lazım. Yapılan binaların biraz estetik olması, birbirini tutması lazım. Şu anda hepsi farklı bir mimari sergiliyor. Yunan adalarını görenler bilir. Oralarda plastik boya yoktur, hala kireç badana yapılır. Ben Bodrum'da bunları istiyorum” diyor.

Biz de Bodrum Mavi Dergisi olarak Komodor Ahmet'e bundan sonraki hayatında sağlıklı, mutlu bir yaşam diliyoruz. Umarız hayalleri, istekleri biran önce gerçekleşir.
http://www.bodto.org.tr/ sitesinden 22.07.2018 tarihinde yazdırılmıştır.