Adamik Bar

bir basketbol takımını ve yedikleri içtikleri ayrı gitmeyen takım oyuncularının arkadaşlıklarını konu alıyormuş. İşte o yıllarda Bodrum Lisesi'nin ve Bodrumspor'un oyuncularından biri olan Mustafa Uslu'nun da takım arkadaşlarıyla Beyaz Gölge dizisindeki dostluğu aratmayacak şekilde bir samimiyeti varmış. Bu samimiyetle birbirlerine isimleri yerine adamım diye hitap ederlerken bu bir şekilde Adamik'e dönüşmüş ve birbirlerine hep Adamik demeye başlamışlar..

Yerlisiyle yabancısıyla herkese kendini sevdiren Bodrum'a mal olmuş bu küçük ama bir o kadar da kaliteli mekanın ismi buradan geliyor. Mekan açılacağı zaman arkadaşlar aralarında karar vermeye çalışıyor. “Adamik barın ismi şu olsun... Adamik barın ismini şu koyalım. Adamik isim bu olsun.” derken içlerinden biri diyor ki. “Bu kadar adamik ismini kullanıyoruz ama kimsenin aklına barın ismini Adamik koymak gelmiyor!..”
Sonra Ali Demiröz ve Mustafa Uslu, ismin hem kulağa hoş gelmesi hem de yabancılar tarafından kolay telaffuz edileceğini düşünerekten mekanın ismini Adamik koymaya karar veriyorlar.

1963 Bodrum doğumlu Mustafa Uslu, terzi Tevfik Uslu'nun oğludur. İlkokul, ortaokul ve lise hayatı Bodrum'da geçer. Bodrum Lisesi ve Bodrumspor'a basketçi olarak çok emeği geçmiştir. Yaz tatillerinde ve liseden mezun olduktan sonra da babasıyla beraber terzicilik yapmış. 1985 yılında askerden gelince babasını emekli edip bir süre kendisi terziliğe devam ettikten sonra Ali Demiröz'le beraber Adamik'i açmışlar ve 20 senedir de beraber bu barı işletiyorlar.

1972 Bodrum doğumlu olan Ali Demiröz 'ün babasının da şuan Adamik'in olduğu yerde torna atölyesi varmış. 13 yaşında babasına yardım ettiği zamanlardan geliyor Mustafa Uslu'yla samimiyeti. Kendisi de Mustafa Uslu gibi yaz aylarında ve okuldan mezun olduktan sonra babasının yanında çalışmış ve Adamik'in açılışından bugüne kadar da mekanın işletmeciliğine devam etmektedir. Ayrıca şu an Bodrum Belediyesi Meclis üyesidir.

Şimdinin meyhaneler ve barlar sokağı; o zamanların tornacısı, marangozu, tenekecisi, contacısı, motor tamircisi, demircisiyle bir sanayi sitesi gibiymiş. Derken meyhaneler sokağında Hades, İbo ve No:7 restoranları açılmasına rağmen senelerce sanayici, esnaf, turizmci ve restorancı yan yana yaşamış ve hizmet vermişler. Hatta tam restoranların arasında senelerce Kirli Mehmet motor tamirciliğine devam etmiş.
Derken 1990 yılında sanayi sitesi yapılınca ilk olarak rahmetli Mahmut Ustayla beraber diğer ustalar da bir bir dükkanlarını sanayi sitesine taşımaya başlamışlar. Ali Demiröz'ün babası da torna atölyesini taşıyınca Mustafa Uslu ile 1990 yılında burayı bar yapmaya karar vermişler ve 1991 yılının Mart ayında Adamik'i açmışlar. Açtıkları tarihte tam Ramazan ayına denk geliyormuş. Tabi mekanı açmak o kadar kolay olmamış. Tornacı atölyesi olduğu için her yer simsiyahmış. Arkadaşlarıyla, eş dostla imece usulü yapmışlar herşeyi. İlk açıldığında tek katlıymış ve uzun yıllar da öyle çalışmışlar. O zamanlar tuvalet alt katta, bar tam girişin karşısındaymış ve mekanın iki cepheye de kapısı varmış. Açtıkları zamanlarda Hadigari, Kavalye, Veli, Seyfi ve Ora Bar varmış yakınlarında. Hatta kendileri de başta Ora Bar koymaya niyetlenmişler ama onlar daha önce davranmışlar. Kış günleri de açarlarmış barı ve çok ta keyifli olurmuş. Tabi o zaman klimalar yok. 1992-93 yıllarında ortaya soba kurarlarmış. Gelenler hep eş, dost arkadaş olurmuş. Barın içinde odun koyacak yer olmadığı için gelenler yanlarında poşetle odunlarını da getirirlermiş. Mekanın tepesi kiremitli olduğu için yağmur yağmaya görsün hemen dam akıtırmış. Derken 1994 yılından sonra barın kapasitesi git gide artmaya başlamış. Adamik Cafe Bar olarak açılan mekan, sonrasında Adamik Bar olmuş, iyice tanınınca da sadece Adamik olarak kalmış ki, artık tabelalarını yok denecek kadar azaltıp küçültmüşler. En başlarda elemanları yokmuş. Kendileri ve Mustafa Uslu'nun kardeşleriyle yaparlarmış barın bütün işini. Yine o yıllarda Mustafa Uslu, bir arkadaşıyla ortak olarak babasının terzi dükkanın olduğu yere Butterfly's Cafe adında İngiliz Mutfağı olan bir büfe açmışlar. Sonrasında büfe kapanmış ama oraya gelen yabancılar Adamik'i de tanımışlar ve bu sayede mekan artık yabancı turistler tarafından da tercih edilir hale gelmiş. Bu gelişmelerle beraber Adamik'te artık kalifiyeli eleman ihtiyacı doğmaya başlamış. Adamik ailesinin üyeleri de bu yıllarda çıkmış sahneye. Başlarda müziği Mustafa Uslu ve bir süre rahmetli kardeşi yapmış. Sonrasında Ali adında biri bu görevi üstlenmiş. Ta ki Apoli gelene kadar. 1960'lı yılların dizisi Uzay Yolu'nun herkesin dilinde olduğu zamanlarda Apollo ismi arkadaşları tarafından Apoli'ye dönüştürülerek Alp Engin'e lakap olarak takılmıştır. Kendisi Adamik'le özleşerek geçmişten günümüze halen bize müzik ziyafeti çektirmeye devam etmektedir. Bunun yanı sıra aynı yıllarda Mehmet, Mustafa, Fırat ve Tufan'da bu aileye dahil olmuştur. Müdürleri gibi gördükleri Mustafa ilerleyen zamanlarda karşısına çıkan iş fırsatlarını değerlendirmek amacıyla aileden ayrılmak zorunda kalsa da halen Adamik'le iletişimi devam etmektedir. Kazakistan'da bir otele müdür olmuş, şimdiyse orada kendi işini yapıyormuş. 2001 yılında Hamit'in gelmesiyle kadro halen aile gibi çalışmaya devam etmektedir.

Mustafa Uslu ve Ali Demiröz “Tarz hiç değişmedi ve çizgimizden hiç çıkmadık” diyorlar, adeta iki kardeş olmuş bu iki ortak. İlk günkü heyecanla lafı birbirlerinin ağzından alarak anlatıyorlar.

“1995'e kadar Bodrum merkezde yabancılar ağırlıklıydı. Nisan, Mayıs ve Eylül, Ekim ayları çok dolu geçerdi. Hatta bu ayların ciroları Ağustos cirosundan yüksek olurdu. Bugün'e geldiğimizde bu aylar işletmelerin zarar hanesine yazılıyor. Green House vardı merkezde. İrlandalılar oraya çok gelirdi. Bu müşterileri paylaşırdık. Adamik'te İrlandalılar, İngilizler ve Almanlar kardeş kardeş içip eğlenmişlerdir çoğu kez. Normalde bir arada tutmak kolay değildir bu insaları.

“Bizim açtığımız yıllarda en son sanayici biz kalmıştık diyebiliriz. Sokakta komple restoran vardı. Ama her şeyden önemlisi biz yıllarca esnafa hep saygılı olduk. Restorancının yemeği 23:00-00:00 arası biter. Biz de müziğe asla o saatten önce başlamazdık. Bugün bu sokaktaki bir sürü barcı zamanında bu sokağın restorancılarıydı. Ama şimdi eski yaptıkları mesleğe saygı duymuyorlar. Saat 21:00-21:30'da müzik yapmaya başlıyorlar. Herkesin birbirine saygılı olması lazım. Biz hala 00:00'dan önce müzik yapmıyoruz. Kapımızı, penceremizi her zaman kapatırız ki bunu herkes görüyor. Biz de müzik dinlemek isteyenler mekanın içinde dinler, eğlenir. Muhabbet etmek, sigara içmek isteyen mekan dışına çıkar ve işgaliye alanındaki masalarda oturur. Barcılığın esasında bu olmalı. Maalesef son yıllarda bu, Türkiye'de ve özellikle tatil beldelerinde çok büyük bir problem haline gelmiştir. Türkiye'de havaya müzik yaptığımız için çevre sorunlarımız ve bu sebeple işletmelerin aldığı büyük cezalar söz konusu. Git gide şartlar daha zorlayıcı hale gelecek. Bu yüzden mekanların çevreye rahatsızlık vermemesi için tedbirlerini alması gerektiğini düşünüyoruz. Restorancı barcıya, Barcı restorancıya saygı duymalı. Bugün Bodrum'da sabah kahvaltı, öğlen ve akşam yemek veren, gece yarısından sonra da bara çevrilen mekanlar var. Ama bu böyle olmamalı. Barcı müziğini gece yarısından sonra açıyorsa restorancı da dükkanı o saatte kapamalı. Anlıyacağın artık Bodrum'da her şey birbirine karıştı.

Bizim en büyük özelliklerimizden biri de 10 sene önce gelen müşterinin bugün tekrar geldiğinde aynı yüzleri karşısında görebilmesidir. Bu onları çok mutlu ediyor. Adamlar öyle rahat, öyle özgüvenle geliyorlar ki, çantasını, ceketini masanın üstüne bırakıp kendi evindeymiş gibi güvenle eğleniyor. Zaten müşteri de birbirini tanıdı artık. Bizim özellikle Ağustos'ta gelen müşterilerin %90'ı birbirini tanıyor, tanımasa bile burada tanışıp dostluklarını burada ilerletmişlerdir.

2-3 sene önce İstanbul'da, yağmurlu ve fırtına olan bir Çarşamba günü Adamik gecesi yapıldı. Hafta içi olmasına rağmen 700 küsur kişilik bir katılım gerçekleşmişti. Çok talep ettiler ve bunu sürekli yapmak istediler ama biz kabul etmedik. Adamik'in bir özlemi var. O zaman Bodrum'a Adamik'te eğlenmek için gelen müşterilerdeki heyecanı kaybedebilirdik.

Son yıllarda bayramlar ve yılbaşılar eskiye göre boş geçmeye başladı. Ama bizim bazı kemik müşterilerimiz var. Sırf haftasonu için Bodrum'a eğlenmeye gelip geri dönen sadık müdavimlerimiz var sağolsunlar. Bu yüzden eskiye göre daha düşük geçen bu tatil günlerinden biz olumsuz etkilenmedik. Yerli müşterilerimiz de olduğu için herkesin şikayetçi olduğu dönemleri biz memnun geçirirdik. Bir dönem Sörfçü, yelkenci müşterilerimiz de vardı. Eskiden özellikle Sunsail'in eğitmenleri çok kaliteli insanlardı. Haftada 3 geceleri olurdu. Deniz kenarında barbekü partileri yaptıktan sonra rehberler barlara ineceği zaman müşterilere de teklif ederlerdi ve eğlenmek için barlara gelirlerdi. Rehberlerin ve eğitmenlerin komisyon ya da indirim gibi bir dertleri yoktu. Derken eğlence mekanlarının çoğalması, eğitmenlerin ve rehberlerin kalitesinin düşmesiyle durum menfaate dönüştü ve işin suyu çıktı. Fiyat politikamızın etkilenmemesi için de biz devam etmedik. Böylelikle yabancılar bu taraflara pek gelmez oldu. Bugün kalitenin düşmesinin en büyük sebeplerinden biri de vasıfsız eleman çalıştırılmasıdır. Bizim personelimiz barda çalışmasına rağmen aslında hepsi otellerde çekirdekten yetişmedir. Burada barmenlik yapar, garsonluk yapar, kültablası değiştirir ama en iyi şekilde balık servisi yapmasını bilen kalifiye elemanlardır. Çünkü garsonluk aslında bir sanattır. Ayrıca yabancılara uygulanan fiyatlarda çok düşük. Bugün Gümbet'te 3 liraya large bira satan barlar var. Yani bu mümkün değil. Bunun maliyeti, işgaliyesi, SSK'sı, eğlence vergisi, telif hakları gibi bir sürü ayrıntısı varken bu şekilde kar etmek için ya vergini, ya kiranı, ya sigortanı ödemeyeceksin. Buna rağmen bu fiyata satılmaz. Biz bu işi 20 senedir yapmamıza rağmen bu fiyatlarla nasıl işin içinden çıkıyorlar anlam veremiyoruz.Yerli müşteri için de bu geçerli. İstanbul'da 10 liraya içilen bir bira Bodrum'da 3 lira 5 lira olmamalı. Bodrum bir marka. Kaliteyi koruyabilmek için bu işte tavan değil, taban fiyatın belirlenmesi gerekli. Malesef maliyetin altında olmadığı sürece devlet müdahele edemiyor. Biz her sene başında bir bütçe yaparız. Personele, kiraya ve içkiye olan zam oranlarında hesabımızı yapar ona göre yeni fiyatları belirleriz.

18 yaş altını kesinlikle barımıza almadık. Bundan zarar da gördüğümüz oldu. Bu almadığımız arkadaşlar yaşları dolduğunda zamanında almadık diye mekanımıza gelmek istemediler ama biz yine de kendimizden taviz vermedik. Sonuçta hepimizin çoluğu çocuğu var. Kanun ne dediyse geçerli olan odur bizim için. Yıllardır Efes'ten başka bira kullanmadık. Türkiye'de damak tadımıza en uygun biranın Efes olduğunu düşünüyoruz. Verdiğimiz içkilere de hep dikkat ettik. Fiyattan çok kaliteye önem verdik. Ertesi gün müşterilerimizin başının ağrımamasına çok özen gösteriyoruz. İsteyene her çeşit vodkamız var ama standardımız Smirnoff.

Bir de mekanda kavga çıkmamasına çok özen gösteriyoruz. Bu yüzden kapıda ne kadar insan seçebilirsek o kadar az huzursuzluk yaşıyoruz. Bu yüzden genellikle devamlı müşterileri almaya gayret gösteriyoruz. Bir dönem 18 yaş altı müşterileri almadığımız için bocalama dönemi yaşadık. Mevcut müşterilerimizin üniversite yılları, mezun olmaları, askerlik, iş ve evlilik dönemlerine girmeleri bizlerden bir süre uzaklaşmalarına sebep oldu.Şimdi yavaş yavaş herkes hayatını düzene koymaya başladı ve tekrar Adamik'te vakit geçirme fırsatı buluyorlar. Bu zamanda da Adamik; potansiyel müşterilerimizin kardeşi, yakını olan yeni genç kesime de kendini sevdirdi. Şimdi ağabeylerinin ablalarının eğlendiği yerde onlar da büyük bir çoğunluğu oluşturuyor.

Biz Bodrum'da doğduk ve başka yerde yaşamadık. Okuma sevdası için bile Bodrum'dan vazgeçmedik. Bu sokağa ilk girdiğimiz günden bugüne kadar Bodrum'daki gelişmeleri çok iyi hafızamızda tutuyoruz. Öğlen dükkan kapatılacağında kapıya masa sandalye koyulan günlerden bu günlere geldik. Kışın eve giderken yolda bir kişi bile denk gelmezdi, gelse de mutlaka Bodrumlu olurdu. Şimdiyse Bodrumluyu görmek zor oluyor. Zaten Bodrum nüfusundaki oranımız %38'lere kadar düştü.

2002 yılından 2005'e kadar Muğla'da 3 yıllık bir Adamik maceramız oldu. Ama Muğla'nın buna hala hazır olmadığını düşünüyoruz. Oradaki üniversite öğrencisinin çoğunluğunun bütçesi sadece geçimini sağlayacak kadardı, dolayısıyla bütçesi eğlenceye imkan vermiyordu. Orayı da kendi personelimizle yürüttüğümüz için bölünüyorduk. Emeğimizin karşılığını da alamayınca kapatmaya karar verdik ve tek bir merkezle devam ettiğimiz için bu kararımızdan memnunuz. Dediğimiz gibi biz bir aile olduk. Adamik Adamik olduğundan beri aynı kadroyla hizmet veriyor. Biz bu mekanı açtığımızda hepimiz bekardık. Şimdi personelimiz dahil hepimiz evliyiz, çoluk çocuk sahibi olduk. Bu ciddi bir mutluluk. 20 senedir hiç kavgamız, sorunumuz olmadı. Günümüzde öz kardeşler bile ortaklığını sürdüremezken biz karşılıklı sevgi, saygı ve güvenle bugünlere geldik.

Dükkanımız Cemal Uslu'nundur. Tam tarihi hatırlamamakla beraber tornacı atölyesinden bu yana aşağı yukarı 40 yıllık kiracısıyız. Senelerce yerimizi değiştirmedik ve değiştirmeyi düşünmüyoruz. Bu atmosferi başka yerde yakalayacağımıza inanmıyoruz. Ama özellikle kış aylarında Barlar Sokağı'nın durumu ortada. Biz mekanların kapanmasından yana değiliz. Aynı hedefte yürüyen işletmeler yok olmamalı. Mesela Avlu Bar ile aynı müşteriyi paylaşmamıza rağmen kapanması en çok bizi üzdü. Bu sokakta onlar kapandıktan sonra tek başımıza kaldık. Keşke çarşının içine Kule gibi, Körfez gibi kaliteli mekanlar açılabilse. Bodrum çarşısının böyle kaliteli mekanlara ihtiyacı var.

Herkesin para kazanması lazım. Bu zincir ancak böyle devam edecek. Restorancı para kazanacak ki iş bitince bizden birşeyler içecek. Biz para kazanacağız ki eşimizle dostumla yemeğe gidebiliceğiz. Bu zincirin halkalarından biri kopunca olmuyor. Çarşıya kimse gelmezse esnaf para kazanamaz. Esnafta bizim müşterimiz. Malesef bu zincir 2000 yılından sonra kırıldı. Artık Bodrum'da malesef her sektör geride. Yat sektörünün nereye geldiği belli. İmalat durunca sanayideki de, teknenin işini yapan da etkileniyor. Bu kişiler para kazanamayınca akşam dışarı çıkmak yerine evinde televizyon izliyor. O tersanedeki keser sesleri tüm Bodrum'lular için çok önemli. Bu zincirin halkalarının kopmaması için hepimiz üzerimize düşenleri yerine getirmeliyiz ki Bodrum markası yaşasın.” diyerek söyleşiyi sonlandırdılar.

Ali Demiröz ve Mustafa Uslu Adamik'in öyküsünü anlatırken çoğu söyleşimizde olduğu gibi bizleri geçmişe götürerek dünle bugün arasındaki değişime bir kez daha ışık tuttular. Tabi en önemlisi de Bodrum'umuzun ortak sorunlarının farkına bir kez daha varmamızı sağladılar.
Bizlere vakit ayırdıkları için kendilerine çok teşekkür eder, Adamik'in kaliteli çizgisinden ödün vermeden Bodrum'da senelerce bir marka olarak yaşamasını temenni ederim.

Röportajı gerçekleştiren : İbrahim Ethem Sağat

http://www.bodto.org.tr/ sitesinden 20.09.2018 tarihinde yazdırılmıştır.