İsmail Özkaplan

Bugün bile daha güzeli yapılamayan ayakkabı modellerinin sahibi…
Ve denize sevdalı bir Bodrumlu…
İsmail Özkaplan… O anlatıyor biz dinliyoruz…
Eski zamanlar…
Ayakkabıcılık en geçerli mesleklerden…
Doğru düzgün yol olmadığından yapılan ayakkabılar o günün şartlarında çabuk yıpranıyor, tamiri, yenisinin yapımı derken ayakkabı ustası olmak geçer meslekler arasında yer alıyor…
Çarşı kapısından girince ayakkabıcı sesleri…
Vurulan çekiç darbelerinin tıkırtısı karşılıyor o devirlerde çarşıya gelenleri…
Gelenlerde o kadar az ki…
Bodrum fakir... Süngerde veya bağda bahçede değilseniz bir ayakkabıcılık bir terzilik var sayılabilecek meslekler arasında… Kıt kanaat geçinilen dönemler… İşte böyle bir Bodrum'da 1929 yılında dünyaya gelir İsmail Özkaplan. Makbule ve Mehmet Özkaplan'ın oğlu olarak.
Mehmet ve Makbule Özkaplan çifti İsmail Özkaplan dâhil olmak üzere toplam altı çocuk sahibi. Üçü kız üçü erkek. Kızlar Özden Candan, Nurcemal, Çiğdem, oğlanlar Hüseyin, İsmail ve Erol…
PİLAÇİLER derler kendilerine. Pilaçi ''büyük ayak'' anlamına geliyor. İsmail Özkaplan'ın dedesi Hüseyin Bey iri yarı bir adam, büyük ayaklı; öyle ki çıplak ayakla yere bastığında bile ses geliyor, bu yüzden bu lakabı takıyorlar kendisine. Aile Girirt'ten geliyor Bodrum'a. Osmanlı döneminde fethedilen yerlere Anadolu'dan götürülüp yerleştirilen Türkler, kuşaklar sonra, imparatorluk dağılırken gördükleri zulümlerden ötürü tekrar bu topraklara dönmek zorunda kalıyorlar. Bildiğimiz hikâye… Katliamdan canını kurtaran anayurduna dönüyor…
Dede Hüseyin Özkaplan'ın Enver Paşa'dan madalyaları var. Savaşlara katılıyor. Barbaros adlı savaş gemisinin batırılması sırasında kırk arkadaşını ölümden kurtarıyor.
Kahramanlıklarına karşılık verilen madalyaları ise daha sonra Bodrum'da yapılan balıkçı teknesi yarışlarında, birinci gelen teknelerin güvertelerine çakarak dağıtıyor. Kim birinci gelirse, güvertesine Pilaçiden bir madalya…
Dönemin şartlarını anlattım. Ayakkabıcılık geçerli meslek. İsmail Özkaplan'ın babası Mehmet Bey, Rodos'ta İtalyanlardan bu işi öğreniyor. Ailenin genlerinde var, bu tip işlere yatkınlık. Yetenekli ve çabuk kavrayan karakterler. Pilaçinin Mehmet Bodrum'da ayakkabıcılığı ilerletiyor. İşinde usta fakat Bodrum o kadar fakir ki, para kazanmak mümkün değil. Bu yüzden karısını ve çocuklarını alıp İstanbul'a gidiyor. Mesleğine bir süre orada devam ederken para kazanıyor, çevre ediniyor ve zanaatını geliştiriyor.
Bu kısmı anlatmadan önce İsmail Özkaplan'ın annesi Makbule Hanımın ailesinden bahsetmek istiyorum. Sonradan UYAV soyadını alan aileden... Ustalara saygı isimli yazımda anlatmıştım. Bodrum'da tekne yapımını başlatan ilk isim, ustaların ustası Mehmet Uyav. Nami'nin Mehmet diyorlar kendisine. Babası Nami Kaptan Akdeniz ve Ege sularında nakliyat yaparmış. Oğlu Mehmet yani Bodrum tarihinde özel bir yeri olan Nami'nin Mehmet, tekne yapımı işini Yunanlılardan öğrenmiş. Kalimnos'ta ağaçların ardına gizlenip ustaları izleyerek… Yaratma kabiliyeti insana verilen özel bir hediye. Uzaktan izleyip gözleyerek bu işi öğrenmek sıradan bir insanın yapacağı iş değil. Kimisi o kadar eğitim alıyor bir çizgi bile çekemiyor. Nami'nin Mehmet Ziya (Güvendiren) Usta'nın da ustası. Ziya Usta'nın yanında yetişen ve bugün adı geçen tekne ustaları bilirler ki ahşap tekne yapımı işi Nami'nin Mehmet'le başlar. Uyav ailesi daha sonra o günün şartlarında iş bakımından daha elverişli şartlara sahip olan Güllük' e taşınır.
İsmail Özkaplan'ın annesi Makbule Hanım hayatı denizlerde geçen bu ailenin kızıdır. Bodrum'da tekne yapımı işini başlatan Nami'nin Mehmet (Uyav) ile Makbule Özkaplan kardeştirler. İçinde Allah vergisi muazzam bir yetenek olunca hayal ederek, görerek, izleyerek deneyerek işini yapmak, kendini geliştirmek ve ustalaşmak… Zanaatkârlık, sanatçılık her iki ailenin genlerinde var.
Özkaplan ailesi yani Pilaçiler ayakkabıcı ama denize de sevdalılar. Bir dönem Uyav ailesi ile birlikte trata da işletiyorlar. Nami'nin Mehmet (Uyav) Özkaplan ailesine, Güllük'te Ege Gülü isimli, zamanın en büyük trol balıkçı teknesini yapıyor. Tekne bitip Güllük'ten Bodrum'a getirileceği gün, iki ailenin erkeklerinin Güllük'te çekilen resmini gösterdiler bana. Birbirinden şık takım elbiseli, kravatlı, şapkalı beyler… Giyimine kuşamına özen gösteren eski zaman insanları, kendileri için önemli bir günü siyah beyaz bir karede ölümsüzleştirmişler.
Bodrum'da ayakkabıcılık bir dönem geçerli meslek dedik ama o zamanlar ayakkabıcılıktan para kazanmak demek kıt kanaat geçinmek anlamına geliyor neredeyse. Ayakkabısı eskimesin diye insanlar yalınayak geziyor fakirlikten. Pazarcı köylerden yürüyerek yalınayak geliyor, ayakkabısı eskimesin diye heybesine koyuyor, çarşıya geldiğinde giyiyor ayağına. Bu durumda baba Mehmet Özkaplan para kazanabilmek ve işini geliştirmek için ailesini alıp İstanbul'a gidiyor. Böylelikle ilkokula İstanbul'da başlıyor İsmail Özkaplan. Atatürk öldüğünde İstanbul'daydık diye anlatıyor hüzünlenerek. 2. Dünya Savaşı başlayıncaya kadar İstanbul'da kalıyorlar. Savaş başlayınca Bodrum'a dönüyorlar ailece. İsmail Usta İlkokulu Bodrum'da tamamlıyor. Çizim kabiliyeti o kadar kuvvetli ki, yaptığı mükemmel çizimler sayesinde öğretmeni onu sınavsız geçiriyor bazı derslerden…
BODRUM'A ORTAOKUL YAPILIYOR…
İlkokul bitiyor ortaokul yok… Okula devam etme imkânı olmadığından babasının yanında ayakkabıcılığa başlıyor. Müthiş bir çizim kabiliyeti var zaten, karakalem resimler falan eli, gözü, aklı ayakkabıcılık işine uygun anlayacağınız… Bir yandan da denize sevdalı. Ne zaman vakit bulsa denize koşuyor, arayan deniz kenarında buluyor kendisini. Çizim konusunda öyle yetenekli ki Bodrum'da karakalem resim yapıyor eşe dosta. Atatürk'ün ve dönemin diğer liderlerinin, şairlerin, yazarların resimlerini yapıp asıyor ayakkabıcı dükkânına. Bir gün üzerinde iş önlüğü ayakkabı yapmakta iken Hüseyin Biner geliyor telaşla yanlarına (Hüseyin Biner'e Rumba Hüseyin derlermiş çok güzel dans ettiği için). Rumba Hüseyin babasının yanında çalışmakta olan İsmail Özkaplan'a ''Kalk Hüseyin diyor, şu yaptığın resimlerden birini al benimle gel''. Ne oldu diyemeden elinde yaptığı resimle Rumba Hüseyin'in peşine düşüyor İsmail Özkaplan. O gün hükümetten birkaç bakan ve bürokrat Bodrum'a ziyarete gelmiş. Meydanda Bodrum'un ileri gelenleriyle birlikteler. Rumba Hüseyin İsmail Özkaplan'ı yanına alarak bu heyetin önüne çıkıyor ve İsmail Özkaplan'ın elinde tuttuğu resmi göstererek şöyle diyor ''Efendim bakın gördüğünüz resmi bu çocuk yaptı, burada bir ortaokul yok, ortaokul olsaydı bu çocuk okuyabilecekti, sanatını ilerletebilecekti''.
Bu olaydan kısa bir süre sonra ortaokul yapımı için talimat veriliyor yetkililerce.
Sözün özü Bodrum'da ortaokul yapımına Rumba Hüseyin lakaplı Hüseyin Biner İsmail Özkaplan'ı örnek göstererek vesile oluyor.
İsmail Özkaplan askere gidene kadar babasının yanında ayakkabıcılık zanaatında iyice ustalaşır. Bugünün modern aletleri, makinaları olmadığından el emeğidir her şey. Üretimde tahta çivilerin kullanıldığı dönemler de olmuştur. Ama imkânların kısıtlı olması yaratıcılığı engellemiyor işte. Öyle ki, bir yerlerden bulunan bisiklet tekerleğinden zımpara aleti bile tasarlar baba Mehmet Özkaplan. Biri pedalı çevirir diğeri dönen zımpara ile ayakkabının kenarlarına şekil verir. Günümüzün kolay şartlarında makine ve teknoloji harikası aletler ile üretmek kolay elbet fakat geçmişin zor şartlarında üretenleri unutmamak lazım, insan emeğinin kıymetini, üretmenin ne demek olduğunu asıl o zaman anlarız belki…
Askerliğini İstanbul'da yapıyor İsmail Özkaplan. Askerlik süresincede hem denizciliğini hem ayakkabı ustalığını gösterme fırsatı buluyor ve komutanların takdirini kazanıyor. Tarihimizde yeri olan ünlü Yavuz Gemisi (Goben) komutanının huzuruna çıkıp bu sayede Yavuz gemisi adına bir grup askerle kürek yarışına bile katılıyor. Kazanıyorlar yarışı, zamanın İstanbul Valisi önünde ödüllerini alıyorlar. Ödül sigara ve çikolata… İstanbul'da tiyatro ve kültürel etkinliklere de ilgi duyuyor ve dönemin ünlü isimlerini izleme fırsatı buluyor İsmail Usta. Türk tiyatrosunun duayenlerinden Muammer Karaca'yı sahnede izleme şansını yakalamış ustamız askerlik döneminde.
Askerden sonra Bodrum'a dönen İsmail Özkaplan'ın niyeti çok güzel bir kız bulup evlenmek. Askerliğini yapmış mesleğini eline almış genç, yakışıklı bir delikanlı evlenebileceği güzel bir genç kız aramakta… Böyle bir arayışta iken, muhtemelen bir kabotaj bayramında gençler arasında yapılan denize dalma yarışlarına katıldığı sırada Aysel Karakaş'ı görüyor, beğeniyor. Kendisine evlenelim diyor, Aysel Hanım çok küçük, 15-16 yaşında henüz. Ben yemek yapmayı bile bilmem olmaz diyor ustaya. İsmail Özkaplan olsun ben sana öğretirim diyor müstakbel eşine. Bu kısımları gülümseyerek anlatıyor ustamız ''Ben diyor, yumurta bile kıramam ama hanımı ikna etmek için o anda öyle söyleyiverdim”. Evleniyorlar Aysel Hanımla 1952 yılında. Evlilik fotoğraflarının birinde gelin Aysel Hanım'ın kucağında, damat İsmail Ustanın yaptığı, üzerinde isimlerini temsilen A.İ.Ö harflerinin bulunduğu güzel, deri bir çanta. O tarihlerde değil deri, bezden çanta sahibi olanların sayısı pek az Bodrum'da, daha doğrusu çanta neye lazım bilenlerin sayısı az belki de. Yemek yapamama meselesini hoş bir anı olsun diye anlattık fakat sonrasında Aysel Hanım yemek yapma işinde ustalaşıyor. Çok güzel yemekler yaptı karım bana diyor ustamız. Aysel Hanım bir yemek yapar, önce görüntüsünün güzelliğinden bakmaya doyamazsınız, lezzetinden de parmaklarınızı yersiniz diye de ilave ediyor sözlerine. Aysel Özkaplan'ın babası da ayakkabıcı. Ahmet Karakaş. Körüklü çizmeleri yapan ustalardan.
PİLAÇİLERİN AYAKKABI ATÖLYESİ
İsmail Özkaplan gibi erkek kardeşleri Hüseyin ve Erol da babaları Mehmet Özkaplan'ın yanında ayakkabıcı olarak yetişiyor. Baba Mehmet Usta Bodrum'a gelen gemilerden inen turistlerin ayakkabılarını incelermiş Dünya 'da neler giyiliyor diye. O vakitler on beş günde bir gemi geliyor Bodrum limanına. Yeni fikirlere hayal gücü ve yaratıcılık da eklenince yeni modeller çıkıyor zamanla ortaya…
Bugün çarşıda Özkaplanlar'a ait birkaç dükkân var. Bu anlatılan ilk dükkân. Asıl üretimin başladığı ve bir dönem Türkiye'nin seçkin ayakkabı firmalarının ayakkabı almak için on sekiz saatlik zorlu ulaşım koşullarını aşıp geldiği Pilaçilerin meşhur ayakkabı atölyesi. Halk kütüphanesine yakın olan dükkândan bahsediyorum. Bugün hala çanta, ceket gibi deri ürün ticareti faaliyetiyle açık olan, söyleşiyi de gerçekleştirdiğimiz bu mekân, bir dönem ayakkabı imalatında zamanın en ünlü ayakkabı firmalarına mal vererek duyurmuş. Aynı zamanda Bodrum'a gelen kültür sanat dünyasından önemli isimlerin hem alışveriş yaptığı hem de buluştuğu önemli bir nokta olmuş.
Öyle bir atölye düşünün ki el emeği, sağlam, kaliteli ayakkabılar, halı tezgâhlarında dokunan deri örme şeritlerden yapılan orijinal modeller, başka hiçbir yerde olmayan ürünler.
Yine öyle bir atölye düşününki firmaların ayakkabı almak için yarıştığı, siparişlerin sabahtan gece on ikide elektrikler kesilene kadar durmaksızın çalışmayla zor yetiştirildiği, muazzam üretim maratonunu anlatmaya kelimelerin yetmeyeceği, şimdilerde anılarda kalan bir mekân. Bu çalışma temposu ile üretimin kesintisiz sürdüğü dönemde İstanbul, İzmir ve Ankara'da ki en ünlü ayakkabı mağazalarına mal veriyorlar ve sektörün aranılan isimlerinden oluyorlar.
Ve bu inanılmaz süreci görüp, birbirinden güzel ayakkabıların ve atölyenin müdavimi olan kültür ve sanat camiasından nice isimler dost oluyor Özkaplan ailesine.
Ses sanatçıları, profesörler, dekanlar, yazarlar. Pilaçilerin ayakkabı atölyesi, dönemin adeta kültür ve sanat merkezi haline geliyor.
Öyle ki, İsmail Usta'nın oğullarının düğünlerinde, bu değerli isimlerden konuk olanlar oluyor, o derece yakınlık kuruluyor aralarında müşterilerle…
Halikarnas Balıkçısının da özel bir yeri var tabi Pilaçilerin anılarında. Babasının yakın dostu olan Cevat Şakir' den bahsederken gözleri doluyor İsmail Usta'nın.
Ve Zeki Müren… İsmail Usta Zeki Müren'e de ayakkabı yapıyor ve anlatırken onun sanatındaki ustalığından ve Bodrum'daki yerinin ayrıcalığından bahsediyor.
İsmail Usta büyük şehirlere gidiş gelişlerinde iş alanını da genişletiyor. Model yaratmada, kalıp çıkarmada, üretimde çok iyi isim yapıyorlar. Zamanın önemli firmaları Goya, Gutan, Zapçıoğlu, Tanca, İstanbul Beyoğlu'nda Şeref, Ankara'da Hayri, Emel Kundura, 101 gibi daha nice dönemin önemli firmasına ayakkabı yapıp satıyorlar .
Ayakkabıcılıkta ustalar ama denize de düşkünler. Aileden denizciler, denizden kopamıyorlar… Oğlan dayıya çeker derler ya, Nami'nin Mehmet'in yeğenleri onlar. Yetenekleri de var, işi de biliyorlar; sonuç olarak Özkaplan kardeşler, kendi teknelerini de kendileri yapıyorlar. Hatta bu haber o dönem gazetelere çıkıyor.
''Kunduracı kardeşler, kendi teknelerini kendileri yapıyor '' başlığı ile. Haberin iki fotoğrafı var biri ayakkabı atölyesinde tezgâhın başında ayakkabı yaparken diğeri teknenin iskelet halinde yapımı devam ederken. Ve ne yazıktır ki o günlerden bizim görebildiğimiz, ayakkabı üretiminin fotoğraflandığı tek fotoğrafta bu sararmış gazete sayfasındaki oluyor. Fotoğrafları saklamak, anıları not etmek bu yüzden çok önemli, bir tarih kaybolup giderken elimizde kalan çok az şey var çünkü…
Doksanlı yıllara kadar İsmail, Hüseyin, Erol Özkaplan kardeşler hep beraber çalışıyorlar. Bu arada Aysel ve İsmail Özkaplan çiftinin dört oğlu oluyor; Halit, Ahmet, Barbaros ve bir trafik kazasında kaybettikleri Mehmet. Hepsi baba mesleğine yöneliyor elbette, onlarda aynı işten para kazanıyorlar.
Fakat Bodrum'da turizmin gelişmesi, eğlence sektörünün ve deniz turizmine bağlı faaliyetlerin artması, ayakkabı üretiminde eleman yetişme sıkıntısını da beraberinde getiriyor. Eğlenceye dalan, teknelerde çalışmayı tercih eden yeni nesil zorlu ayakkabı imalatı işinden kaçıyor ve çırak bulup yetiştirmek büyük bir problem haline geliyor. Bu şartlarda İsmail Özkaplan ve oğulları ayakkabı üretim faaliyetine son veriyorlar. Bunun yerine deri çanta, çeket gibi hazır ürün ticaretine başlıyorlar.
Söyleşimiz sırasında bize eşlik eden İsmail Özkaplan'ın oğlu Barbaros Bey'in İsmail Özkaplan'ın işinde nasıl bir usta olduğunu gösteren bir anısını dinledik. Barbaros Özkaplan ilkokula gitmektedir. Spor ayakkabıları o dönem Türkiye'de yeni çıkmıştır. Öğretmeni derki alabilenler beden dersi için spor ayakkabısı alsın. Babasına bu konuyu ileten Barbaros'un ayağında birkaç hafta sonra İsmail Usta'nın yaptığı spor ayakkabısı vardır. Barbaros Bey'in öğretmeni ayakkabıyı görünce inceler ve şöyle der kendisine ''Acaba benim maaşım bundan yaptırmaya yeter mi?'' Ben o ayakkabıyla diyor Barbaros Özkaplan ''koşmuyordum, adeta uçuyordum'' İsmail Usta'nın çizimde ve üretimdeki yeteneğini örnekleyen sayısız hikâye var hangi birini anlatmalı ki…
ESPADRİL
Türkiye'de espadrili ilk yapıp satanda İsmail Usta oluyor. Alt kısmı hasır iplerden, üst kısmı keten ya da bir çeşit kumaştan yapılan bu ayakkabılar Özkaplanlar'ın dükkanından ülke çapında çeşitli firmalara satılıyor ve Bodrum'a tatile gelip bunlardan satın alanlarla birlikte gittikleri yerlere Pilaçilerin adını götürüyorlar…
BABA-OĞUL, USTA ÇIRAK VE KOMŞULAR…
Söyleşimiz sırasında İsmail Özkaplan'ın oğlu Barbaros Özkaplan ve en çalışkan çıraklarımdandı dediği Halil Sarsılmaz da ustayla ilgili anılarıyla bize eşlik ettiler… Söyleşi biterken kendimize saklamak niyetiyle çektirdiğimiz hatıra fotoğraflarına hemen yan dükkândan emekli kütüphane müdürümüz Ali Arkun da katıldı. Bunu daha çok kitap okuduğumuz internet ve teknoloji çağının zamanımızı esir almadığı zamanları hatırlatmak için özellikle yazdım.
Bir dönem ayağımıza el yapımı ayakkabılar, sandaletler, espadriller giyerdik.
Üstümüze şilebezi gömlekler, elbiseler…
Okuyup araştırmak için halk kütüphanesine giderdik.
Baba oğul, usta - çırak, komşu dükkânlardaki esnaflar, arada dükkâna uğrayıp söyleşinin bir kısmına dâhil olan tanıdıklarla keyifli bir gün geçirdik İsmail Özkaplan'ın anlattıkları eşliğinde, bir dönem ünü ülke çapına yayılan Pilaçilerin dükkânında.
Birkaç fotoğraf almak için ustanın evine de uğradık. Zanaatının büyüklüğü ile ilgili bir gerçek daha; evinin her yanı, dut ağacından kendi elleriyle yapıp döşediği ahşap kaplama duvarlarla çevrili. Kaplamalardaki kalite, yeteneğinin ve el becerisinin sadece bir örneği Ustanın yapıp dağıttığı resimler çokmuş fakat hiç birini kendine saklamamış ne yazık ki…
Aysel ve İsmail Özkaplan'ın güler yüzlü, hoş sohbetiyle kahvelerimizi içip eski fotoğraflara baktık. Kimileri çoğu fotoğrafı alıp geri getirmediğinden ya da taşınmalar sırasında kaybolduğundan ayakkabı üretimine ait fotoğraf bulamadık. Keşke o inanılmaz üretim faaliyetinden birkaç kare koyabilseydik. Ustamıza ve ailesine teşekkür ederek ayrıldık yanlarından…
Anılar ve fotoğraflar hızla akıp giden zamanda geçmişin kaybolup gitmemesi için bize rehberlik ediyorlar.
O yüzden çok kıymetliler…
Saklamalı onları, kaybolmayacak şekilde saklamalı…
Unutmamak ve unutulmamak için…

Röportajı gerçekleştiren : Özgür Bilsel

http://www.bodto.org.tr/ sitesinden 21.04.2018 tarihinde yazdırılmıştır.