Zaman proaktif düşünme zamanıdır

2009 yılı iktisadi krizin de etkisiyle ekonomisinde yedi yıla yakın devam eden kesintisiz büyüme sürecinin son bulduğu, üretim, yatırım, istihdam ve gelir dağılımının büyük ölçüde olumsuz etkilendiği bir yıl oldu. Ekonomik aktivitenin göstergesi konumundaki GSYH (gayri safi yurtiçi hasıla), ilk dokuz ayda %8.4 oranında küçüldü. Sektörel bazda imalat sanayi %12.4, ticaret %16.3, inşaat %19.5 geriledi. Tarım sektörü ise olumlu hava koşullarının da sayesinde %3.2 büyüdü. Dikkati çeken bir diğer gelişme ise, özellikle düşen faizlerin etkisiyle mali sektördeki %8.7'lik büyüme oldu. Öte yandan harcamalar bazında bakıldığında, yurtiçi özel tüketim %4.1, özel sektör yatırımları %27.7, mal ve hizmet ihracatı %8.5 azaldı. Buna karşın kamu tüketimi %3.6, kamu yatırımları %4 büyüdü.

Türkiye'de özel tüketimim milli gelir içindeki payı %70, özel yatırımın ise %20 civarındadır. Buna karşın kamu tüketimi ve yatırımının payı yaklaşık %15'dir. Buradan çıkan sonuç ekonominin gidişatını, kamunun, özel kesim tüketim ve yatırım davranışlarını belirlediğidir. Özel tüketim 2008 dördüncü çeyreğinden itibaren gerilemiştir. Kamu tüketimiyse 2008 dördüncü çeyreğinden itibaren büyümeye pozitif katkı yapmıştır ama ekonomideki ağırlığı az olduğundan özel kesimdeki gerilemeyi telafi etmesi mümkün değildir.

Çeyrek dönemler itibariyle ekonominin birinci ve ikinci çeyreklerinde sırasıyla %14.7 ve %7.9 oranlarında daraldığı göz önüne alınırsa, üçüncü çeyrekte %3.3'lük daralma oranı ekonomideki tedrici toparlanmanın bir işareti olarak görüldü.

Ekonominin diğer bir önemli göstergesi istihdamdır. Elimizdeki son verilere göre, 2008 ile 2009 Eylül ayları karşılaştırıldığında, iş gücü 1 milyon kişi artarken toplam istihdamdaki artış 218 bin kişide kalmıştır. Dolayısıyla resmi işsiz sayısında 800 bin kişi artış olmuştur. İş aramayı bırakanlar da dâhil edildiğinde bu sayı 1 milyona ulaşmaktadır.

Ancak bu tablo bile istihdamdaki sıkıntıları tam yansıtmamaktadır. Zira toplam istihdamda gözüken artışın tamamı tarım sektöründen kaynaklanmaktadır. İmalat sanayindeyse 270 bin kişilik istihdam kaybı yaşanmıştır. Kayıtlı istihdamdaki değişimin göstergesi niteliğindeki zorunlu sigortalı (SSK) istihdamındaki gerileme 213 bin, Bağ-Kur kapsamındaki sigortalı sayısındaki gerileme 143 bin kişidir. Toplam işveren sayısı aynı dönemde 116 bin azalarak, 1.2 milyona gerilemiştir.

Kamu mali dengesinin göstergesi konumundaki kamu bütçesi de küresel krizden olumsuz etkilenmiştir. Bütçe dengesindeki bozulma 2009 yılının 10 aylık döneminde artarak devam etti. Bütçe açığı geçen yılın aynı dönemine göre sekiz katına çıkarak 5 milyar TL'den 43 milyar TL'ye yükseldi. Mali disiplinde bozulmanın kaynaklarına baktığımızda gelirlerde sınırlı bir artış olmasına rağmen faiz dışı harcamalardaki artışın büyük hız kazandığını görüyoruz. Özellikle cari transferlerdeki artış bütçe dengesini olumsuz etkilemeye devam etmektedir.

Ne yazık ki, kamu bütçesindeki sınırlı kaynaklar, 2007'den sonra ve özellikle yerel seçimler öncesinde son derece verimsiz alanlara harcanmıştır. Yani hem harcadık hem de küçüldük. Verimsiz tarlaya verimsiz tohum ekince, bereketsiz hasada mahkûm olduk. Kamu harcamaları verimli olmayan alanlara yönlendirince, ekonomideki hasarı azaltma fırsatını kullanamadık.

İşte ABD başta olmak üzere dünyanın birçok ülkesinde, bir taraftan parası olanların harcama yapması özendirilirken, diğer taraftan vergi indirimleri yapılarak ve harcama çekleri verilerek, hane halkı harcamaya teşvik ediliyor. Türkiye'de ise zaten dar kapsamlı uygulanan vergi indirimleri bile hızla kaldırılırken, bir de üstelik dolaylı vergiler artırılarak, halkın geliri ve tüketimi azaltılıyor! Bu da yetmiyor, bir taraftan Avrupa'nın en büyük otobüs üreticisi ve ihracatçısı olmakla haklı şekilde övünüyoruz. Sonra, belediyeler üzerinde yüz milyonlarca Euro'luk otobüs ithal ediyoruz. Artan bütçe açığı ve bunun finansmanı, mali kaynakların kamu borçlanmasına gitmesine de yol açmıştır. İlk on bir ayda ticari kredi hacmi hemen hemen aynı kalırken, bankalardaki kamu borçlanma senetleri portföyü 53 milyar TL artmıştır.

Türkiye yeniden kamu maliyesinin önem kazandığı bir dönemdedir. Ama bu kez amacı, kamu harcamalarını bir bütün olarak azaltmak değil, önce kontrol altına almak, sonra da içeriğini değiştirmektir. Zira iktisadi durgunluk ortamındaki ülkemizde bugünkü mali disiplinin manası, kamu harcamalarının büyüme sürecine en çok katkıyı yapması sağlayacak tedbirleri almaktır. Verimsiz harcamaları kesmek, verimli harcamaları devam ettirmektir.

2009 yılında küresel krizle birlikte küresel ekonomik faaliyetlerdeki yavaşlama, mal ihracatını olumsuz etkiledi. İlk on bir ayda ihracat yüzde 20 oranında azaldı. Ülke grupları bazında ihracat, AB ülkelerine %29, Kuzey Amerika'ya %27, Güney Amerika'ya %33, Yakın ve Orta Doğuya %28, diğer Asya ülkelerine %12 oranında geriledi. İhracatın arttığı tek bölge %27'lik artışla Kuzey Afrika oldu. Ancak bu artışın rakamsal karşılığı 1.5 milyar dolar olup, en büyük ihracat payımız olan AB ülkelerine yapılan ihracattaki 18 milyar dolarlık gerilemeyi telafi edememiştir. AB ülkelerinin toplan ihracat içindeki payı %48'den %46'ya gerilerken, İslam Konferansı Teşkilatı ülkelerine yapılan ihracatın payı %25'den %28'e çıkmıştır.

Yurt dışı müteahhitlik sektöründe yeni alınan iş tutarı 2008'de 24 milyar dolara ulaşarak tarihi bir rekor kırmıştı. Ayrıca ülkemiz menşeli 23 küresel müteahhitlik şirketiyle bu sektörde dünyanın ikinci büyük ülkesi haline gelmiştik. Krize rağmen 2009'un tamamında üstlenilen yeni proje hacminin 15 milyar doları bulması bekleniyor. 2010'da kamu bankalarının teminat mektubu desteğiyle bu rakamın yeniden 20 milyar doları geçmesini ümit ediyoruz.

Performansıyla moral kaynağı olan turizm sektörümüzse,yurt dışındaki azalan hane halkı gelirine rağmen dünyanın en büyük turizm destinasyonlarından biri olma başarısını sürdürdü. 2009'un on bir aylık döneminde ülkemize gelen yabancı turist sayısı %2 artarak 26 milyona ulaşmıştır.

Krizin en çok etkilediği imalat sanayinde, sektörün geneli ilk on bir ayda %13 küçülürken, kimya %1, mobilya %6, tekstil-hazır giyim %12, makine %13, beyaz eşya %15, metal ürünler %21, televizyon %23, otomotiv %33 oranında daralma yaşadı.

Kısacası, zor geçen 2009 senesinin arkasından gelen 2010 yılı, hem reel sektör şirketlerinin hem de mali sistemin dayanma gücünün sınandığı bir yıl olacaktır. Ekonomi yönetiminin bugünden alacağı tedbirlerle bu dayanma gücü artırılabilir veya kendi haline bırakılabilir. Zaman proaktif düşünme zamanıdır, alınacak tedbirleri konuşma ve uygulama zamanıdır. Geç tedbir, güç tedbir doğurur.

Yazar: Rifat HİSARCIKLIOĞLU
http://www.bodto.org.tr/ sitesinden 12.12.2018 tarihinde yazdırılmıştır.