2014 yılı Türkiye açısından fırsat yılı olabilir

Küresel kriz, 2013 yılında ABD ve Avrupa'dan sonra Asya'daki gelişen ülkeleri etkisi altına aldı. Böylece üçüncü ve muhtemelen son aşamasına geldi. Krizin başlangıç noktası olan ABD ekonomisinde ise giderek daha güçlü canlanma sinyalleri geliyor. Bunun sonucunda ABD Merkez Bankası (FED), beş yıldır uyguladığı genişletici para politikalarına son vermeyi planlıyor.
 
Avrupa'daysa ülkelerin dağınık politik yapısı ve farklı öncelikleri hızlı adımlar atılmasını geciktirdiğinden toparlanma daha yavaş gerçekleşiyor. Yine de yaklaşık iki sene sonra Euro Bölgesi'de ilk ekonomik büyüme rakamlarının görünmesi olumlu bir gelişme oldu.
 
Türkiye'de ekonomide çarklar yeniden hızlandı. Rekor düzeye ulaşan dış açığın neden olduğu kırılganlığın sürdürülemeyecek boyuta ulaştığının görülmesiyle alınan önlemler, 2012 yılında ekonomiyi yavaşlatmıştı. Böylece, cari açık ilk defa bir kriz sonrası değil, uygulanan ekonomi politikayla düşürülebilmişti. Ancak ticaret ve yatırım da yavaşlamıştı.
 
Ekonomideki makro temellerin sağlam tutulması, temkinli büyümeye ağırlık verilmesi sayesinde iş dünyasının güveni yeniden yükseldi. En büyük ihracat pazarımız Avrupa ekonomilerinde toparlanma da olumlu etkiledi. Böylece yılın ikinci yarısından itibaren ekonomideki büyüme hızlandı.
 
2014'e baktığımızda iş dünyasının beklentileri daha olumlu. Küresel iktisadi ortamdaki düzelmelerin devam edeceğini, petrol fiyatının mevcut düzeyini koruyacağını ve çevre ülkelerdeki siyasi gerginliğin bugünkünden fazla olmayacağını varsaydığımızda, 2014'ün, 2013'e kıyasla daha iyi bir yıl olmasını bekliyoruz. Öte yandan seçimlerle birlikte siyasi gündemin öne çıkması, ekonominin arka planda kalarak bekleyen yapısal reformların ertelenmesine yol açabilir.
 
2014 yılı Türkiye açısından fırsat yılı olabilir. Küresel kriz sonrasında hızla toparlanan ekonomi, Avrupa'yla aradaki farkı biraz daha kapattı. Ancak arkamızdan gelen diğer gelişen ülkeler de en az bizim kadar ve hatta daha fazla büyüyerek bize yaklaştı. Şimdi onlar da bir süre yavaşlayacak, bu arada gelişmiş ülkelerdeki durgunluk sona yaklaşacak. Büyüme tempomuzu yükseltip muhafaza edersek dünya ligindeki konumumuzu daha ileri taşıma fırsatını yakalayabiliriz.
 
Ama bu fırsatı değerlendirebilmek için yapmamız gereken ev ödevlerimiz bulunuyor. Türkiye'nin küresel ekonomide başarıya ulaşmış ve bunu sürekli kılabilen şirketlere ihtiyacı var. İhracatımız içinde orta teknolojili ürünlerin payı artarken ileri teknoloji gerektiren ürün ihracatının payının azalması, özellikle sanayimizdeki yapısal dönüşüm ihtiyacını gösteriyor. Yapılması gereken reel sektöre ağırlık vererek, üretimi, ihracatı milli mesele olarak algılamak ve artırmaktır. Üretim ve ihracat maliyetlerinin azaltılması, reel sektörün üzerindeki yüklerin indirilmesi, girdi maliyetlerinin makul seviyelere çekilmesi öncelikli hedeflerimiz olmalı.
 
Vergi, eğitim, yargı ve kamu yönetimi reformlarını firmaların sağlıklı büyümelerine elverişi hale getirecek şekilde tasarlamak gerekiyor. Bunları başarmanın yolu, kamu ve özel sektörün bir arada çalışabilmeyi, kararları ortak tasarlamayı öğrenebilmesinden geçiyor.
 
2014 yılında yeni bir büyüme hikâyesi hazırlamaya başlamalıyız. Yüksek hızda nasıl büyüyeceğimize ve rekabet gücümüzü nasıl koruyabileceğimize ilişkin gündeme geri dönmeliyiz. Düşük tasarruf oranı engelini nasıl aşacağız? Kamu idaresinde kurumsal yapıyı nasıl yerleştireceğiz? İş gücü maliyetlerine dayalı ve giderek kaybettiğimiz rekabet gücümüzün yerine kaliteye ve yenilikçiliğe dayalı rekabeti getirebilecek miyiz?
 
İşte bu soruların cevapları yeni büyüme hikâyemizin başlangıcıdır. Önümüzdeki yeni döneme dair tutarlı, inandırıcı ve hayata geçirilebilir yeni bir büyüme hikâyesi ortaya koyabilmeliyiz. Bu hikâye, 2023 hedefleri için gerekli atılımları yapabilmek için de bir yol haritası işlevi görecektir.

Yazar: Rifat HİSARCIKLIOĞLU
http://www.bodto.org.tr/ sitesinden 24.01.2018 tarihinde yazdırılmıştır.